8 bölümden oluşan eseri başlangıçta ayrı ayrı hikayelerden oluşuyor sanmıştım meğer hayatları bir şekilde birbiriyle kesişen insanların kendi ağızlarından anlatılan (1. tekil şahıs ile anlatılan) hiyakeyelerden oluşuyormuş. Son bölüm ise yazarın diliyle (3. tekil) anlatılıyor ve oldukça etkileyici, farklı bir son. Kutlu’da pek rastlamadığım türden...
Yazarın 80’lerde yazdığı eserler birbirine benziyor fakat ben genel olarak sevemedim. 90’ların ortası ve sonrası daha bir “Kutlu eseri” gibi geliyor, belki de o eserleri ile yazarı tanıdığım için bilmiyorum… Ama 80’lerde yazdığı bazı kitaplarıyla yazarla tanışmış olsaydım muhtemelen daha sonra okumazdım.
İlk basımı 1987 olan “Bu Böyledir” bir daha okumam dedirten kitaplardan değildi neyse ki. Samimi geldi, bazı noktaları kafamı karıştırırsa da genel olarak içine aldı. Tasvirleri kendimi mekanlarda gibi hissetmemi sağlarken monologları da keyif verdi.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Zaman gül yaprağına düşen kar tanesi gibi çabucak erir.”
Yolları Tepeköy’de birleşen öğretmen Oya’nın, doktor Ferit’in, polis Bulut’un, hemşire Neriman’ın, belediye başkanı Selim’in ve bu insanların Tepeköy’ü nasıl Tepeköy yaptıklarının hikayesi Zafer yahut Hiç. Yazar bu birbirinden farklı birbirinden renkli kahramanlarla kimsesizliği, hayal kırıklığını, aşkı, dostluğu, yalnızlığı anlatıyor. Yoksullukla savaşı, zenginin bencilliğini gözler önüne seriyor.
Hikayenin her yanı dökülen bir minibüsle başlaması Mavi Kuş ‘u, İstanbul’un ücra bir köşesinde yer alan gecekondulardan oluşan Tepeköy’ün anlatılması Rüzgarlı Pazar ‘ı, doktor Ferit’in idealist İhsan’ı anımsaması Ya Tahammül Ya Sefer ‘i anımsattı. Daha bi sıcak daha bi bildik geldi kitap. Her başka bir kitabı anımsatan bölümde gurbette hemşehrime rastlamışım gibi sıcacık hissettim.
Okuduğum en güzel Mustafa Kutlu eserlerinden biriydi. Hem konusu hem üslubu oldukça keyif verdi. Okuduğum kadarıyla Kutlu’nun eserlerine kronolojik olarak bakıldığında üslubunun nasıl ilerleyip kendi yolunu bulduğunu görebiliriz. Başlarda zorlayan yoran üslubunun zamanla, özellikle 2000’lerden itibaren su gibi aktığını, okudukça okuma hissi oluşturduğunu düşünüyorum.