Komitacıların Müslümanlara, kadınlara, çocuklara, hele kız çocuklarına neler yaptıkları bütün acılığıyla biliniyordu. Allah korumuştu onları. Korumuş da İstanbul'da yetişmiş, Galatasaray Sultanisi'nde okumuş bir komitacıyla karşılaştırmıştı.
İçi öfke ve isyan doluydu. İçinden durmadan söyleniyordu.
"Neden, ne farkımız var, onlar da kadın. Tıpkı bizler gibi yiyip içiyorlar. Evleniyorlar, seviyorlar. Eş ve evlat sahibi oluyorlar. Benden üstünler mi, ne ayrıcalıkları var? Neden ince de olsa yüzümüzde peçe var? Neden renkleri ve biçimleri değişik bile olsa hep çarşaf giymek zorundayız? Bir çirkinliğimiz mi var? Elhamdülillah Müslümanız. Erkeklerimiz de Müslüman fakat onlar bütün erkeklerin haklarına sahipler."
Bu kıtanın insanlarının en ibret alınacak yönlerinden biri dünya malına karşı bir hırs duymamalarıdır. Bu insanlar çalışmayı da yemeyi de gezmeyi de çok ölçülü yapmaktadır. Örneğin bir marketçi marketini saat tam beşte kapatabilmektedir. Ne kadar müşteri olursa olsun saatinden taviz vermemektedir. Aynı şey tamirhanelerde, yedek parçacılarda, eczanelerde hemen ticari hayatın her alanında devam eder. Daha fazla kazanacağım düşüncesiyle keyfinden taviz veren yoktur. Özellikle öğlen aralarında küçük esnaflar molalarını asla heba etmez. Kapıda müşteri ne kadar beklese de ancak saati geldiğinde dükkânlarını açar.
Pazarlarda bağıran, çağıran yoktur. Sabah erkenden pazar tezgâhları açılır, öğlen vakti sessizce toplanır. Bu insanlar çok para biriktirmeye meraklı değillerdir. Günü yaşarlar. Olağan hayatın akışını asla zorlamazlar.
Avrupa insanı sanıldığının aksine refah seviyesinin büyük bir kısmını bankadan çektiği kredilere borçludur. Ev kredilerinin vadeleri çok uzundur ve bu vadeler 20-30 yılı bulabiliyor. Faizler çok düşük olduğu için Avrupalılar bu kredilere çok ilgi gösteriyor. Ev kredisi olmayan aile hemen hemen yok gibidir. Avrupa insanını baskı altına alan en büyük etken onların bankalara olan uzun vadeli kredi borçlarıdır.