Artık Enis Paşa Konağı'nın güneşi batmıştı. Hayat birdenbire değişivermişti. Dualara karışan hıçkırıklar taşıyordu her köşeden, bucaktan. İstanbul'un en ünlü mevluthanlarına mevlutlar okutuluyordu. Lokmalar dökülüyor, helvalar karılıyordu. Konağın cümle kapıları açıktı. Oluk oluk akrabalar, eş dost, tanıdıklar, ahbaplar, konağın fakir fukarası geliyorlardı. Kimse Münire Hanımefendi'yi ağlarken görmemişti çünkü o derdini yüreğine gömmesini, acılarına saygı göstermesini bilen, dini bütün, soyundan gelme terbiyesi sağlam, onurlu bir kadındı. Çoğu kimselere benzemeyişinin derinliklerinde bir Nakşibendi dervişi olması kadar, Allah'ın çizdiği kader yazısına saygısı yatıyordu. Paşasını kaybedişinin üzerinden bir ay geçmişti ki bir gün Hadiye'yi odasına çağırdı.