Allahın funny bi kulu

Allahın funny bi kulu
Artık ölebilirdim Bütün İstanbul şahidim -Ahmed Sezai Karakoç
Vehbi Bey artık işsizdi. Ellerindeki azıcık parayı harcasalar bile yetmeyecekti. Bütün İstanbul, Duvel-i Muazzama tarafından işgal edilmişti. Öte yandan Bolşevikliğin yayılıp Çar ve ailesinin kurşuna dizilmesinden sonra, İstanbul'a akın akın Beyaz Ruslar geliyordu. Bolşeviklerin, Çar ve ailesini ortadan kaldırmasından sonra zengin asiller Fransa ve İsviçre'ye kaçmışlardı. Daha parasız olanlar ise sınırdan Türkiye'yi sığınıyorlardı. Sokaklarda birbirinden güzel Rus asilzadesi kadınlar çiçek satmaya uğraşıyor, erkekler üstlerindeki saray mensuplarına özgü elbiseleri ve askeri üniformalarıyla kibrit, sigara satıcılığı yapıyorlardı. Sokaklar Rus dilberleriyle doluydu. Bunların bir kısmı İstanbul'un zengin çapkınlarının ağına düşüveriyorlardı. Çoğu, Rusya'dan kaçmalarını sağlayan kimseler tarafından soyulmuşlardı. İstanbul'un artık tadı kalmamıştı. Kendilerini dünyanın sahibi sanan İngilizler başta, Fransızlar, İtalyanlar sokakları doldurmuşlardı. Burunları kaf dağındaki bu adamlara rastlamaktan bütün İstanbullular korkuyordu. Rusların İstanbul'a akını ile mücevher fiyatlarında müthiş bir düşüş başlamıştı. Ruslar kaçırabildikleri neleri varsa hatta altın dişlerini bile söküp satıyorlardı.
Sayfa 323·Kitabı okuyor
Anı-Hatırat
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Cahit başları örtülü, uzun entarili küçük hafız kızlara imreniyordu. Kuran-ı Kerim okuduklarını dadısından işitince, ilk sözü "Annem beni de bu mektebe gönderse, küçük bir hafız olmak ne güzel!" olmuştu. Hadiye, Şayan'dan Cahit'in bu isteğini duyduğunda şaşırdı. Kızı mahalle mektebine gitmek istiyordu. Hemen iyi bir hoca bulmalıydı; Cahit okuma yazma öğrenmeliydi, eğer çok isterse Kuran-ı Kerim de çalışabilirdi. Günler, aylar geçtikçe daha nelere heves edeceklerdi kimbilir?
Sayfa 293·Kitabı okuyor
Anı-Hatırat
"Ne yazık ki bugün birer birer elimizden çıkan bu ülkelerin hikâyelerini bildiğim kadar, kendimizi tanımıyorum. Suikastları, intiharları, hangi tarihte hangi milletin prensesiyle hangi milletin prensinin birbirlerine âşık olduğunu, hangi hastalıktan öldüklerini bile, sanki bana çok gerekmişçesine öğrenmişim İmparatorluğumuz çöküyor, sınırları hergün biraz daha küçülüyor. Elimizde bir Anadolu yarımadası kaldı. Gerekirse kaçabileceğimiz Anadolu'dan başka toprağımız mı var ki? Kurt kocayınca köpeklerin maskarası olurmuş. İmparatorluğumuz kocadı artık. Ne yazık. Ne yazık.. Bu tür düşünceler, çocukluk yıllarımda hiçbir büyüğümün aklının ucundan bile geçmezdi. Şimdi küçük, gizli ve mahzun sesimizle 'Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini, yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini' şiirleri okuyoruz."
Sayfa 273·Kitabı okuyor
Anı-Hatırat
Yokuş bitmiş, Beşiktaş'a inmişlerdi. Tramvayla Sultanahmet'e gideceklerdi. Babası tramvay durağına yürüdü. Gelen tramvayın vatmanına eliyle durmasını işaret etti. Ön kapıdaki merdivenlerden sahanlığa girdiler. Tramvayın içindeki sıraların boş olanına, Cahit pencere tarafına, Vehbi orta geçitten yana oturdular. Tramvay tavandan yerlere kadar sarkan kahverengi perdelerde orta yerinden bölünmüştü. Cahit perdeleri gördüğünde şaşırdı. Hemen babasına sordu. Vehbi bu güç konuyu, kadınların erkeklerden saklanma nedenlerini anlatma zorunluluğunu düşündü, sonunda özetledi. "Hanımların daha rahat edebilmeleri için öyle onlara özel bölüm ayırmışlar."
Sayfa 259·Kitabı okuyor
Anı-Hatırat
Vehbi gülümsedi. "Biz Jön Türkler, mektuplarımızın açılarak okunduğunu bildiğimizden arkadaşlarla aramızda bir şifre yapmıştık. Kolay yazılır, ancak şifreyi bilenler tarafından okunabilirdi. Babacığıma da öğretmiştim. Bu şifremiz sayesinde fikirlerini, düşüncelerini açık açık yazabiliyor."
Sayfa 238·Kitabı okuyor
Anı-Hatırat