Biliyorum, kolay değil yaşamak,
Ama işte
Bir ölünün hâlâ yatağı sıcak,
Birinin saati işliyor kolunda
Yaşamak kolay değil ya, kardeşler,
Ölmek de değil;
Kolay değil bu dünyadan ayrılmak
Ben de oraya kadar biliyordum. Gömmeyi ve hayata devam etmeyi. Sonrası yoktu. Sonrası koca bir sırdı. Ama herkes için öyle değil miydi? Kimin umurundaydı, annesinin, babasının, sevgilisinin, kardeşinin, gömüldükten sonra başına neler geldiği? Kimin umurundaydı, yaşarken âşık olunmuş hatta tapılmış bütün o bedenlerin, toprağın altında nelere dönüştüğü? Ben ve dünyanın bütün sıradan insanları, biz sadece, gömmeye kadar olan bölümü biliyorduk.
Ruhum kendi olgun meyveleriyle yüklü,
Ruhum bükülüyor meyvelerinin ağırlığı altında. Kim gelip tadına doymak ister?
Ruhum dolup taşıyor kendi şarabıyla.
Çöl ateşini söndürmek için kim doldurup içecek?
Çiçeksiz, meyvesiz bir ağaç olsam keşke; Bereketin acısı daha keskin kuraklıktan, Verecek kimse bulamayan bir zenginin kederi Daha ağırdır elleri boş bir dilencinin acısından Bir körkuyu olaydım keşke insanların taş attığı;
Buna katlanmak yeğdir canlı bir kaynak olmaktan
Gelip geçenler suyumdan bir damla içmedikçe. Ayaklar altında çiğnenen bir saz olaydım keşke,
Daha iyi olurdu bu, gümüş telli lir olmaktan
Ev sahibi parmaksız,
Çocukları sağır olan bir evde.
İçinizdeki biçimsizlik biçim alıncaya kadar barışı beklediğiniz gibi, bulutlar da, Kutsal Parmaklar onların gri arzusunu kristalden küçük güneşlere, aylara ve yıldızlara dönüştürünceye kadar birleşip birikirler.