Bütün amacımız çalışmak, daha iyi bir işte çalışmak, kariyer sahibi olmak.
Buna ne zaman karar verdik? Bunu ne zaman amaç edindik? Belki de bu amaçların içine doğduk. Boş zamanımızın çokluğu bile kendimizi eleştirmemize yetiyor bazen. Tembellik Hakkı tam da bundan bahsediyor:
"Bizim toplumumuzda çalışmayı sırf çalışma olduğu için seven sınıflar hangileridir? Mülk sahibi köylüler ile küçük burjuvalar; biri toprağına eğilmiş iki büklüm, diğeri dükkanına sıkı sıkıya sarılmış, tüneli içindeki köstebek gibi eşeleyip durur, asla şöyle bir dikelip de gönlümce doğaya bakayım demezler."
Antikçağ düşünürlerinin tembelliğe övgülerinden örnekler veren Lafargue, alışık olduğumun tersine bir okuma olarak, proletaryanın çalışma tutkusunu her türlü bireysel ve toplumsal sefaletin kaynağı olarak görüyor. Ağır çalışma koşullarının, uzun çalışma saatlerinin verimliliği arttırmadığını belirtiyor hatta günde üç saatten fazla çalışmanın yasaklanması gerektiğinden bahsediyor :) Kitap, çalışmanın yerildiği geçmiş toplumlardan, yüceltildiği günümüze nasıl gelindiğine dair izler taşıyor. Sistemi yüce bir açıklıkla eleştiriyor, proletaryayı ise bu sistemin kabul edilebilirliğini kolaylaştırıdığı için yerden yere vuruyor her seferinde "Ama kapitalist ahlakla yozlaştırılmış bir proletaryadan böyle yiğitçe bir kararlığı nasıl bekleyelim?".
"Tembellik Hakkı" daha çok fazla çalışma eleştirisi. Kolay okunur, fakat fikir olarak değil. Kafasında her zaman kariyeri yücelten benim için de hazmedilmesi gereken kitaplardan, kitaplığımdaki hazinelerden birisi oldu. İyi geldi.
Lafargue'nin Ksenofon alıntısı ile "Çalışma tüm zamanı gasp eder ve çalışılan yerde ne cumhuriyete ne de dostlara ayıracak zaman kalır."