"Kalabalık beni sahiden sıktı. Ben ikide birde böyle oluyorum, bazen bütün insanları boyunlarına sarılıp öpecek kadar seviyorum, bazen da hiçbirinin yüzünü görmek istemiyorum. Bu nefret falan değil… İnsanlardan nefret etmeyi düşünmedim bile… Sadece bir yalnızlık ihtiyacı. Öyle günlerim oluyor ki, etrafımdan küçük bir hareket, en hafif bir ses bile istemiyorum. Fakat sonra birdenbire etrafımda bana yakın birilerini arıyorum. Bütün bu beynimde geçenleri teker teker, uzun uzun anlatacak birini. O zaman nasıl hazin bir hal aldığımı tasvir edemezsiniz."
"Bu akşam anladım ki, bir insan diğer bir insana bazen hayata bağlandığından çok daha kuvvetli bağlarla sarılabilirmiș. Gene bu akşam anladım ki, onu kaybettikten sonra, bu dünyada ancak kof bir ceviz tanesi gibi yuvarlanıp sürüklenebilirim."
"Berlin'de yalnızsınız değil mi dedi?"
Ne gibi?
"Yani.. yalnız işte.. kimsesiz.. ruhen yalnız.. Nasıl söyleyeyim.. öyle bir haliniz var ki..
Anlıyorum, anlıyorum.. tamamen yalnızım.. Ama Berlin'de değil.. Bütün dünyada yalnızım.. küçükten beri..
"Ben de yalnızım.. dedi. Bu sefer benim ellerimi kendi avuçlarının içine alarak, Boğulacak kadar yalnızım! diye devam etti. Hasta bir köpek kadar yalnız.."