“1796 yılında cam kırıp bir ekmek almaktan ötürü girdiği yerden 1815 yılının ekim ayında tahliye edildi.
Jean Valjean hüngür hüngür ağlayarak ve ürpererek girdiği zindandan duygusuz biri olarak çıktı. Oraya umudu kırılmış olarak girmişti, oradan ruhu kararmış olarak çıktı.
O ruhun içinde neler olup bitmişti?
O ruh yıldan yıla yavaş yavaş ama geri dönüşü olmayan biçimde kurumuştu. Yüreği taşlaşmış, gözlerinden yaş gelmez olmuştu. Zindandan çıktığında on dokuz yıldan beri tek bir damla gözyaşı dökmemişti.”
“Winston, O’Brien’ı onca yıl içinde on on iki kez ya görmüştü ya görmemişti. Ona içi ısınmıştı, ama yalnızca O’Brien’ın kentli davranışları ile ödül dövüşçüsünü andıran görünüşü arasındaki karşıtlık ilgisini çektiği için değil. Bunun çok ötesinde, O’Brien’ın siyasal bakımdan tam anlamıyla bir bağnaz olmadığına ilişkin gizliden gizliye bir inanç duyduğu için; belki bir inanç da değildi bu, yalnızca bir umuttu.”