İnsanlık günden güne biraz daha ölüyor. 56
İnsan, ununu eleyip eleğini astıktan sonra un eleyeni kınamaya acayip meyilli bir varlık. 130
Allah insana bir şey duyurmayı diledikten sonra, onun kalbine başka şeyler ilham ediyor. Sonra araya araya buluyorsun yolunu. Yol aydınlık olsun, aramak mesele değil. 138
Babayla biriken anıların iyisi de kötüsü de ne kadar derinde… 140
İnanmak istememek tam olarak nerenin ağrısı? Beyin mi kalp mi? Geçip gider mi? 141
Bütün ruhumla iyi bir insan olmayı arzuluyordum. Ama iyi bir insan olmanın peşinde koşmak için çok genç, tutkulu ve yalnız, yapayalnızdım. Bu samimi arzumu, yani ahlaki bakımdan iyi bir insan olma arzumu her dile getirişimde aşağılanma ve alayla karşılaştım. Ne zaman adi ihtiraslara teslim oldum, o zaman insanlar beni övdüler ve teşvik ettiler. 11
Hırs, iktidar düşkünlüğü, açgözlülük, şehvet, kibir, öfke ve intikam… Bunların hepsi saygı gören şeylerdi. 11
İyiyle kötünün ne olduğuna insanların söyledikleri be yaptıklarına bakılarak karar verilemez. İlerlemenin kendisi de hakem olamaz. Hakem benim yüreğimdir. Hakem benim. 17-18
Ne istediğimi kendimde bilmiyordum. Hayattan korkuyordum. Hayattan kaçıp uzaklaşmak istiyordum, ama yine de hayattan bir şeyler bekliyordum. 24
Hayatım, birinin bana yaptığı aptalca ve sinir bozucu şaka. 24
Er ya da geç yaptığım işler, her neyseler unutulacak ve ben var olmayacağım. O halde daha fazla çabalamak niye? İnsan bu gerçeği nasıl olur da göremez? Nasıl yaşamaya devam eder? Şaşırtıcı olan işte budur! İnsan ancak hayattan sarhoş olmuşsa yaşamaya devam edebilir. Kişinin ayılır ayılmaz her şeyin basit ve aptalca bir aldatmacadan ibaret olduğunu görmemesi imkansız! 25
Hayatın anlamını anlayamazsın, düşünme. Sadece yaşamaya bak! Bu sözü ne kadar çok işitmiş olursam olayım, artık yaşamaya bakamıyordum. 26
Çıkışı olmayan bir ormanda yaşayan biri gibi olsaydım, hayatımı sürdürmeye devam edebilirdim. Ama ben ormanda yolunu kaybeden, bunun için dehşete kapılan ve yolunu bulmak umuduyla oraya buraya koşuşturan biri gibiydim. Attığı her adımda kafasının daha da karıştığının farkında olan, ama elinden oradan oraya koşuşturmaktan başka bir şey gelmeyen biri gibi… 28
Hayata ilişkin sorularıma cevap arayışımda ormanda kaybolmuş bir adamın
Kimseden hiçbir şey beklemiyorum. Böylece hayal kırıklığına da uğramamış oluyorum. (47)
Uyuyalım. İnsan uyudu mu her şeyi unutur. (49)
Senin yanındayken…..gün ışığının yüreğimi mutlulukla doldurduğunu hissediyorum. (128)
Onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek… Ve bir gün büsbütün ölecek. (145)
-Elimden gelse, seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre hiç durmadan konuşurdum.
-Bu kadar yola nasıl benzin yetiştiririz?
-Gider gibi yaparız. (157)
Onu düşünmekten kendimi alamıyordum. Şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum. Ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczaneden dikiş attırmak değildi bu. Acı, insanın birlikte ölmesi gereken şeydi. Kollarda, başta en ufak güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbür yana çevirme cesaretini bile yok eden şeydi. (169)
Bir sabah aynada şakaklarıma düşen akları görünce gençliğimin usulca elden gittiğini hissettim. Ancak başkalarının gençlik dediği şey benden gideli çok oluyordu…
Dışarıdan bakıldığında artık daha sakin görünüyordu, oysa içinde hala fırtınalar kopuyor, endişe dalgaları acı verici şekilde göğsüne çarparak dışarı taşmak istiyordu. (Syf. 14)
İçeri akan gözyaşları, dışarı akandan daha çok acı verir. (Syf. 81)
Hayat hala cezbediciydi. Sıradan bir ilkbahar günüydü. Kış mevsiminin esaretinden yeni kurtulmuş bir ilkbahar günü… Masmavi gökyüzü öyle yüksek, öyle genişti ki, loş ve kasvetli kış günlerinin ardından tekrar rahatça nefes alma hazzı veriyordu insana. (Syf. 95)
İçinde, çok derinlerde bir şeyler hâlâ canını yakıyordu; fakat bu geçici bir acıydı; şiddetli olsa da, iyi huylu bir acı… Tıpkı bir yara dokusunda ,yara tamamen kapanmadan önce hissedilen o yakıcı acı gibi… (Syf. 120)