Asıl acı, kalbi baştan aşağı sancılara boğan, insana sırrını kimselere anlatmadan ölmeyi arzulatan bir şeydi. Kolları, başı hep dermansız bırakan, yastıkta öbür yana dönme isteğini bile söndüren bir şey..
Artık İstanbul, sudan bir ufkun arkasında gözlerden nihân olup gitti. Şimdi bütün hayatım ağlarken birer birer parlamaya başlayan yıldızlar semâyı kaplayarak sessiz, sükûn içinde bir ‘iyd-i nûranûr’ icrâ ediyorlardı.