Unutkan Ayna, Türkiye'de benzerlerini çokça gördüğümüz "sosyal - politik" arka plana sahip bir roman. Ancak Unutkan Ayna, siyasi - sosyal gerçekçi roman kalıbına sığdırılamayacak kadar geniş.
Türkiye'de halen tartışmalı bir konu olan 1915 Ermeni Tehciri etrafında yaşanan acılara odaklanan eser; savaşın ve kıyımın "kazanını" olmayacağını hissettiriyor. Yazar, "bir köy dolusu" karakteri barındırmasına rağmen her bir karaktere ruh üflemeyi başarıyor.
Gürsel Korat'ın okuduğum ilk romanı olan (kesinlikle son olmayacak) Unutkan Ayna; kan, göz yaşı ve acının olduğu yerde kısır politik tartışmalarının yersizliğini okurunun içine işliyor, romandaki satırlar adeta okurun içine batıyor.
Bu son cümlenden romanın tarihi olayları dramatize ederek okuru yakalamaya çalıştığı anlaşılmasın; tam tersine, -gerçek bir sanat eserinin yapacağı gibi- bağırmadan, propagandaya kaçmadan çekilen acılara empati yaptırabiliyor.
Unutkan Ayna, unutulmayacak bir roman!
Nietzsche'ye göre, insan özünde iki çelişik güç vardır: Acıdan kaçma ve acıya göğüs germe... Birinci grubu "epigonlar" diye adlandırdığı başarısızlar, eskiyi olduğu gibi aktaranlar olusturur. İkinci grubu Eskiyi yıkan, uygarlığa katkıda bulunanlar oluşturur...