Yaşamımız boyunca, karşımıza hep bir tercihte bulunmamız gereken sayısız seçenekler çıkar ve işler yolunda gitmediginde, tercihte bulunmadığımız seçeneğin hayatımızı şimdi olduğundan daha mutlu edecegi konusunda ki inancımızın bazen ölünceye dek, pişmanlığını yasariz. Mesela, bunu degilde, öbürünü tercih etseydim şimdi ne güzel hayatim olurdu diyerek pişmanlıklarımizi dile getiririz çoğu zaman kendimize ve baskalarina... Gelelim, Tatar Cölü kitabinin Ana karakteri Giovanni Drogo'nun tercihine; Drogo, Bastiani Kalesinde ki o ilk gününde, kaledeki tüm işleyişin gereksiz bir amaç uğruna olduğunun farkina varmasi, kaleden bir an önce ayrılmaya karar vermesine sebep olur. Ancak çöle olan merakı, kalenin anlam veremediği esrarengiz imajı ve tam da anlaşılmayan içsel sebeplerle bir müddet kalede kalmayı kendisi için doğru seçenek kabul eder. Bu seçenek onun gençliğini, tanışacağı arkadaşlarını ve yuva kurma ihtimalini, yani kısacası her şeyini değiştirir. Eger Drogo, seçeneğini sevdigi kizla evlenip şehir hayatı yaşayıp, sıradan bir işte çalışma yönünde kullansaydi, kendini onlarca yıl bir kahraman olma umuduna kaptırıp, kaleye hapsolmuş yaşlı bir adam olarak yıllarını heba etme durumunda olmayacak, belki de mutluluğu da içinde barındıran hareketli, dinamik bir hayatı olacaktı. Malesef yaşamına anlam katacak olan şeyin kale hayatı olduğuna saplantılı bir ölçüde inanmış olduğu için, kendi hayatını mahveden bu tercihinin pişmanlığını dahi duyumsayamiyor. Drogo'nun tek istediği kuzeyden, Tatar çölünden çıkıp gelecek olan düşman ordusuyla karşılaşmak, ve düşmana karşı zafer kazanıp kahraman olmaktır. Savaşmak onun yaşamına anlam katacak olan tek şeydir. Uzunca yıllar sırf bu arzusu yerine gelsin diye bekler. Kitabı okurken, Drogo'nun yanına gidip, evine, annene, arkadaşlarına,