Şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum.Ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değildi bu.Acı insanın birlikte ölmesi gereken şeydi. Kollarda başta en ufak güç bırakmayan, yastıkta kafanı bir yandan bir yana çevirme cesaretini bile yok eden şeydi.
Sonra, birden, Meryem kuşkularında haklı olduğunu anlayıverdi.Gerçek kafasının yan tarafına inen, kör edici bir darbeden farksızdı: Gözlerinin önünde sahnelenen şey ayartma,kur yapma oyunuydu.
Kabil hakkında şu şiir bütün gün beynimde çınlayıp durdu.Saibi Tebriz’i yanılmıyorsam on yedinci yüzyılda yazmış.Tamamını ezbere bilirdim, ama şu an yalnızca iki dizesini hatırlayabiliyorum:
“Bu kentin ne çatılarını ışıldatan ayları sayabilirsin
Ne de duvarlarının gerisine gizlenen bin muhteşem güneşi.”