İrfan Yalçın 'ın kalemi ile ilk kez tanışıyorum ve anlatım stilini oldukça beğendim. Kitabın daha ilk girişinde, o evrenin gerçekliği, adeta yüzümüze tokat gibi çarpıyor. Tam yeraltı edebiyatı denemez ama kimsenin pek de uğramak istemeyeceği o Beyoğlu sokaklarının, pis ve fukara yaşam durumunu okuyucuya yaşatmayı başarmış. Mizansen kurulumu giriş kısmında oldukça iyi. Gözümüzde o yaşantı, apartman, sidikli duvarlar ve pis kokular çok rahat şekilde canlanabiliyor. Kokuların hissiyatını gerçekten kitabın anlatımından alabiliyoruz ve o an ki sıkıntıyı alenen okuyucu olarak yaşayabiliyoruz. Eserin içinde genel olarak yazarın anlatımı, realiteyi göstermek açısından oldukça sade ama bir o kadar da çarpıcı. Bana Orhan Kemal eserlerini ve kitap olarak da Suat Derviş 'in Fosforlu Cevriye eserini anımsatıyor. Pek çok cümlede okuyucu, hem yaşamın bozuk gerçekliği karşısında acınası bir yüzleşme yaşayabilmekte hem de dilin yalınlığı sayesinde, kitaba adapte olarak kolay ilerleyebilmekte. Eğer edebi ve süslü bir dilin baskın olduğu ya da betimlemelerin yoğun olduğu bir eser olarak karşımıza çıksaydı, aynı etkiyi kesinlikle vermeyecekti. Bu sebeple yazarın oldukça başarılı olduğunu düşünüyorum ve açıkçası, diğer yazdığı eserlerini de merak ediyorum. Ayrıca birkaç çeviri eserini de gördüm ki çevirmenliğin de edebiyat üzerinde oldukça önemli olduğunu düşünerek, çevirmiş olduğu kitapları da yine kendisi üzerinden okumak isterim. Çevirmenlik konusuna önemle durmayı Tomris Uyar ’ın Gündökümü - Bir Uyumsuzun Notları 1 ’nı okuduktan sonra ayrıca benimsedim. Çeviri yapmak; kültürü ve dili tanımak, bilmek ve biraz da benimsemekten geçiyor. Bu sebeple çeviri yapmak için, belki roman yazmaktan daha fazla emek sarfetmek bile gerekebilir. Merak edenler için Jack London 'ın bazı eserlerinin çevirmenliğini yapmış, oradan bakabilirsiniz.
Karakter bazında