İnsanlar en kısa yoldan ve en eksiksiz biçimde ihtiyaçlarını tatmin edebilmek için kaideye ihtiyaç duyar. Başlangıçta bu kaide onun gözünde yaşayan, gözle görülür ve dokunulabilir bir şeydir; babasıdır, efendisidir, kralıdır. İnsan ne kadar cahilse, itaati, yönetene duyduğu güven de o kadar mutlaktır. Fakat bir kaideye uymak , muhakeme ve düşünceyle bu kaideyi keşfetmek insan doğasının bir yasası olduğundan, insanlar liderin emirlerini de sorgularlar. Ne ki bu tür bir sorgulama, otoriteye karşı bir muhalefet, itaatsizliğin başlangıcıdır. İnsan egemenin iradesini yönlendiren saikleri sorgulamaya başladığı andan itibaren başkaldırmaya da başlar. İnsan eğer kral emrettiği için, emrinin gerekçesini ortaya koyduğu halde itaat etmiyorsa, artık hiçbir yetke tanımadığı ve kendi kendinin kralı olduğu söylenebilir. O insanı yönetmeye cüret edenin ve ona yetkisinin kaynağı olarak sadece çoğunluk oyunu gösterenin vay haline, çünkü önünde sonunda azınlık çoğunluk hâline gelecek ve o basiretsiz despot da alaşağı olacak, koyduğu her yasa yok olmaya mahkumdur.