Hayat ne fazla gülmek, ne de yasa girmektir,
Mevzuatı çiğnemek, talihi devirmektir...
Dünyayı parmağının ucunda çevirmektir...
Yaşamak, yatağından seller gibi taşmaktır.
...müziğiyle, davul sesleriyle, dalgalanan flamalarıyla, parlak generalleriyle yapılan hoş, parlak bir savaş değil, gerçek, kanlı, acılarla dolu, ölümlü bir savaş göreceksiniz...
İşte orada, iki sevgilinin düşüp can verdikleri yerde, her yıl, oraya düştükleri günün seherinde, tanyerleri ışırken, iki çiçek biter. Bu çiçeğin biri kırmızı, biri mavi açar. Tam günün ucu görünür, çiçekler biribirine kavuşacakken, öte kayadan bir geyik uçarak gelir, çiçekleri yer. Bu her yıl böyle olur.
O gün bugündür, o uçsuz bucaksız kayadan bir türkü gelir. Türkünün sözleri şafak vakitleri, tan yerleri ışıdı ışıyacakken iyice anlaşılır.
Ben de gittim bir geyiğin avına
Geyik çekti beni kendi dağına
Tövbeler tövbesi geyik avına
Siz gidin kardaşlar kaldım kayada