Yaşar Elgin

Altını çizdiğim bir kitabı birine verirken çekinirim. Sanki yaralarımı teslim ediyormuşum gibi, “Bak benim buralarım çok ağrıyor.” Der gibi. “Sizi yıpratan insanlardan sessizce uzaklaşın” Albert Camus
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Hiç kuşkumuz olmasın, yabanıl bir otu tarımsal bir bitkiye, ya­banıl bir hayvanı evcil bir hayvana dönüştürmek, bu bitkide ya da bu hayvanda başlangıçta hiç bulunmayan ya da zar zor sezinlenen besinsel ya da teknolojik özellikler bulup çıkarmak için; çabucak ufalanıp toz olan ya da çatlayan, değişken bir kilden su sızdırma­yan, sağlam bir çömlek oluşturmak için (ama uygun olanını, en uygun yakıtı, pişirmenin ısı ve süresini, etkin oksitlenme derecesini belirlemiş olmak koşuluyla); topraktan ya da sudan yoksunken bit­ki yetiştirmeyi, zehirli tohum ya da kökleri yiyeceğe dönüştürmeyi ya da bu zehiri avda, savaşta, töremde kullanmayı sağlayan, çoğu kez fazlasıyla uzun ve karmaşık olan birtakım teknikleri geliştir­mek için, gerçekten bilimsel bir anlayış, sürekli ve her zaman uya­nık bir merak, sırf bilme hazzını tatmaya yönelik bir bilme isteği gerekmiştir, çünkü bu gözlem ve deneylerin (bunları her şeyden önce bilme zevkinin esinlediğini varsaymamız gerekiyor) ancak küçük bir bölümü hemen kullanılabilecek pratik sonuçlar verebilir­di. Bronz ve demir madenciliğiyle değerli maden üretiminin, hatta madencilikten birkaç bin yıl önce ham bakırın dövme yoluyla iş­lenmesinin sözünü bile etmiyoruz: bu çalışmaların hepsi de çok ge­lişmiş bir teknik yetenek gerektirir.
Sayfa 41·Kitabı okuyor
Antropoloji-Etnoloji
Her boyuttaki insanlığın hoyratlık ve anlayışsızlıkta bu kadar güçlü benzerlikler taşıması ne feci! Noktalar, çizgiler, kareler, küpler, Ek-küpler- hepimiz aynı hataları işliyoruz; hepimiz sırasıyla kendi boyutsal önyargılarımızın kölesiyiz, tıpkı sizin Uzayülke'nizden bir ozanın dediği gibi... ''Doğa'nın bir dokunuşu tüm dünyaları birbirine benzetir.''
Her zaman sarhoş olmalı. Her şey bunda: Tek sorun bu. Omuzlarınızı ezen, sizi toprağa doğru çeken Zamanın korkunç ağırlığını duymamak için, durmamacasına sarhoş olmalısınız. Ama neyle? Şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz. Ama sarhoş olun. Ve bazı bazı, bir sarayın basamakları, bir hendeğin yeşil otları üzerinde, odanızın donuk yalnızlığı içinde, sarhoşluğunuz azalmış ya da büsbütün geçmiş bir durumda uyanırsanız, sorun yele, dalgaya, yıldıza, kuşa, saate sorun, her kaçan şeye, inleyen, yuvarlanan, şakıyan, konuşan her şeye sorun, ''saat kaç'' deyin; yel,dalga, yıldız, kuş, saat hemen verecktir karşılığını: ''sarhoş olma saatidir.. Zamanın inim inim inleyen köleleri olmamak için sarhoş olun durmamacasına! Şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz.''
Bir ifadenin anlamını, her zaman pratiği düşünmek yerine, o ifadenin kendisini ve hangi ruh hali içinde kullanıldığını göz önüne alarak anlamaya çalışmak tehlikesi hep vardır. Bu yüzden insan ifadeyi kendine sık sık tekrarlar; aradığı şeyi ifadede ve insana verdiği duyguda görmesi gerekiyormuş gibi.