Wilde romandaki üç kişiyi şöyle tanımlar:
Basil,ben olduğumu sandığım kişidir.
Lord Henry,dünyanın ben olduğumu sandığı kişidir.
Dorian,benim olmak istediğim kişidir.
Yaşlanan ve değişen portresinin karşısında kendi ruhunun ölümünü seyrediyordu Dorian Gray.
Bazen beladan kaçmayı istemek belaya daha fazla yaklaştırıyor sanki tıpkı Lennie'nin kaçmak istemesi ama belanın da ısrarla gelip kendini bulması gibi.
Dostunun ölümünün kendi elinden olmak zorunda olması ne kadar üzücü.
"Ya ben yaşadığım hayatı anlayamadım ya da bu hayatın hiçbir değeri yoktu.
Sürekli hareketsizlik ve gamsızlık,zahmet çekmeden,can çekişmeden,kurulmayı unutulduğu için duran saat gibi biten bir ömür.
"Dostoyevski'nin "Hepimiz Gogol'un paltosundan çıktık."dediği o meşhur paltonun sahibi,paltoya sahip olabilmek için günlerce aç yatan,kimsenin kendisini korumadığı,hiç arkadaşı olmayan,hayatı boyunca kimseden yakınlık görmemiş,iş arkadaşlarının alaylarına katlanan,şefinin bile ölümünden dört gün sonra haberi olan,dokuzuncu dereceden memur diye çağrılan,400 rubleyle eskimiş paltosuyla Petersburg soğuğundan korunmaya çalışan,yeni paltosunun sevincini yaşayamadan göçüp giden Akakiy Akakiyeviç'in öyküsü.
"Zamanların en iyisiydi,zamanların en kötüsüydü."gibi bir masalımsı başlangıç ve
"Akıl çağıydı,budalalık çağıydı." gibi ikonik ifadeler aklımda kalanlardan...