Livaneli sevdiğim yazarlardan biridir. Hayata bakış açımız pek aynı olmasa da yazdıklarını okumayı seviyorum. Kendimi bulduğum, özümü hissettiğim hikayeleri kaleme alıyor. Meryem'in hikayesi de onlardan biri. Annesi kendisini dünyaya getirirken vefat eden, hayatı tek başına anlamaya çalışan, kendi kendini korumayı öğrenen güzel Meryem. İçime doğduğu toplumun bağnazlığından dolayı kendisinden, kadınlığından nefret eden saf Meryem. Okudukça ona sarılıp teselli etmek istedim. Kitabın sonlarına doğru nasıl güçlendiğini gördükçe onunla gurur duydum.
Toplumumuz her ne kadar artık bu konularda daha da bilinçlenmiş olsa da hala Anadolu'nun bir yerlerinde kadın doğduğu için kendisinden nefret eden, lanetli olduğunu, kötü olduğunu düşünen buna inandırılmış kadınlarımız var. Kitabımızın ana karakteri Meryem de bu kadınlardan biri. Yaşadıkları için hep kendini suçlamasını, tüm olumsuzlukların Allah onu sevmediği için başına geldiğini düşünmesi (buna inandırılmış), yanlışı sürekli kendinde aramasını okudukça çok üzüldüm. Keşke acı çeken, üzülen her kadına elim yetişse, sarılsam, yardım etsem.
Kitapta üç ana karakter var; Meryem, ailenin namusu temizlemek için Meryem'i öldürmekle görevlendirilmiş amcasının oğlu Cemal, yollarının beklenmedik şekilde kesiştiği Profesör İrfan. Üçünün de hayatlarını okumak çok zevkliydi. Yollarının bir an önce birleşmesini ve üçünü beraber okumayı hevesle bekledim. Yazarımız kitaptaki yan karakterleri de çok güzel bir şekilde, gereksiz uzatmadan ama yeteri kadar detay verecek düzeyde bize anlatıyor. Kitabın oldukça güçlü bir karakter ve olay örgüsü var. Küçük karakter için bile fazlaca düşünüldüğü anlaşılıyor. Livaneli'nin en sevdiğim yanı bu, bütün karakterler değerli, bütün karakterler kendine özel bir şekilde yazılıyor. Dolayısıyla bir kitabı