GokTurk_Beyi

GokTurk_Beyi
@GokTurk_Beyi
YAZARIM- ÇİZERİM ÇÜNKÜ BEN ŞAİRİM
Yazar/Şair (MEMUR)
Selçuk Üniversitesi Edebiyat/Tarih okumayı düşünüyorum
Türkiye
Türkiye
329 okur puanı
Şubat 2018 tarihinde katıldı
Türk Kızı
Pınar başında geldi Bir elinde güğümü Çattı yay kaşlarını Görünce güldüğümü Bağlamıştı gönlümü Saçlarının düğümü Bilmiyordum bu örgü Acaba bir büyü mü
Reklam
Canım İstanbul
Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar; Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar. İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim; O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim. Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur; Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur. Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale, Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale. İstanbul benim canim; Vatanim da vatanim... İstanbul, İstanbul... Tarihin gözleri var, surlarda delik; Servi, endamlı servi, ahirete perdelik... Bulutta saha kalkmış Fatih`ten kalma kir at; Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat... Şahadet parmağıdır göğe doğru minare; Her nakısta o mana: Öleceğiz ne çare? Hayattan canlı olum, günahtan baskın rahmet; Beyoğlu tepinirken ağlar Karaca Ahmet... O manayı bul da bul! İlle İstanbul’da bul! İstanbul, İstanbul... Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği; Çamlıca`da, yerdedir göklerin derinliği.
Şiir
Karacaahmet
Deryada sonsuzluğu zikretmeye ne zahmet! Al sana, derya gibi sonsuz Karacaahmet! Göbeğinde yalancı şehrin, sahici belde; Ona sor, gidenlerden kalan şey neymiş elde? Mezar, mezar, zıtların kenetlendiği nokta; Mezar, mezar, varlığa yol veren geçit, yokta... Onda sırların sırrı: Bulmak için kaybetmek. Parmakların saydığı ne varsa hep tüketmek. Varmak o iklime ki, uğramaz ihtiyarlık; Ebedi gençliğin taht kurduğu yer, mezarlık. Ebedi gençlik olum, desem kimse inanmaz; Taş ihtiyarlar, servi çürür, olum yıpranmaz. Karacaahmet bana neler söylüyor, neler! Diyor ki, viran olmaz tek bucak, viraneler, Zaman deli gömleği, onu yırtan da olum; Ölümde yekpare an, ne kesiklik, ne bolum... Hep olmadan hiç olmaz, hiçin ötesinde hep; Bu mu dersin, taslarda donmuş sukuta sebep? Kavuklu, başörtülü, fesli, basacak taşlar; Taslara yaslanmış da küflü kemikten başlar, Kum dolu gözleriyle süzüyor insanları; Süzüyor, sahi diye toprağa basanları. Onlar ki, her nefeste habersiz öldüğünden, Gülüp oynamaktalar, gelir gibi düğünden. Onlar ki, sıfırlarda rakamları bulmuşlar, Fikirden kurtularak, ölümden kurtulmuşlar. Söyle Karacaahmet, bu ne acıklı talih! Taslarına kapanmış, ağlıyor koca tarih!
Şiir
Ayak Sesleri
Hep bu ayak sesleri, hep bu ayak sesleri, Dolaşıyor dışarda, gün batışından beri, Bu sesler dokunuyor en ağrıyan yerime, Bir eski çıban gibi işliyor içerime, Ey şimdi kara haber gibi bana yaklaşan, Sonra saadet olup yanımdan uzaklaşan, Sesler, ayak sesleri kesilmez çıtırdılar! Bana gelen müjdeyi galiba caydırdılar, Böyle adım atarlar, ayrılanlar eşinden, Böyle yürür, gidenler, bir tabutun peşinden, Kimsesiz gecelerim, bu kesik sesle doldu, Artık, atan kalbimde bir ayak sesi oldu Bir gün, sönük göğsüme düştüğü vakit başım Benden ayrılıyormuş gibi bir can yoldaşım, Gittikçe uzaklaşan bu sesi duya duya, Yavaşça dalacağım, o kalkılmaz uykuya
Şiir
Ağıt
Yıllardır, yıllardır hayaller kurdum, Seni anam gibi aradım durdum, Ey benim sevgilim, ey Ana yurdum, Nerde benim Ural-Altay dağlarım? Akşam olur sabah olur ağlarım. Gövden bir yerde başın bir yerde, Aramıza inmiş bir demir perde, Söyle Turan sen nerdesin, ben nerde? Nerde benim yaslı Tanrı dağlarım? Akşam olur sabah olur ağlarım Turan ellerinden haber gelmiyor, Yarabbi derdimi kimse bilmiyor, Dört asırdır Türk'ün yüzü gülmüyor, Akşam olur sabah olur ağlarım. Nerde benim Ural-Altay dağlarım? Koskoca bir alem göçmüş yıkılmış, Türbelerin, camilerin yakılmış, Meydanlara kara putlar dikilmiş, Buhara der, Semerkant der ağlarım Nerde benim Ural-Altay dağlarım Kimlere söylesem bilmem derdimi, Acaba dünya böyle zulüm gördü mü, Bozkurt gitmiş ayı basmış yurdumu, Bozkurt'um der öz yurdum der ağlarım Nerde benim yaslı Tanrı dağlarım?
Reklam