Gül Baykasoğlu

Gül Baykasoğlu
@GulBaykasoglu
Elbiselerini soğuk arttıkça kat kat giyersin ki soğuk sana zarar veremesin. Zor zamanlarda sabrını artır ki duygularını incitemesinler. - Da Vinci
Ankara
19 okur puanı
Aralık 2020 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
tek başına kalmayı yaşlılığın felâketlerinden biri saymıyorum. Çocukluğumda bile, evde yalnız kalmanın keyfini sürerdim. Annem ve dadım sokağa çıkınca, "Oh! Ne güzel! Yalnızım!" der, şarkılar söyleyerek evde dolanırdım. Yalnızlıkların en kötüsü, başkalarının arasında çekilen yalnızlıktır bence. Kaldı ki, insanları seven ihtiyarlar, onları fiilen görmeseler bile, düşünceleri ve duygularıyla yakınlarıyla sürekli iletişim içinde olduklarından, hiçbir zaman yalnız kalmazlar aslında. Ancak otistik bir hale gelip kendi perişan iç dünyalarına kapananlar, kendi zavallı benliklerinden başka hiçbir şey göremeyen ihtiyarlardır yalnızlığın acısını çekenler. ​Bu tür ihtiyarlar, yaşlılığın aydınlık gündüzlerini değil, sadece karanlık gecelerini yaşarlar. Çünkü yaşlılığı ne denli övsek de, yaşlanmanın mutluluklarını ne denli yağlandıra ballandıra sayıp döksek de, ihtiyarların gündüzlerinin değil ama gecelerinin güç geçtiğini itiraf etmek zorundayız. Gündüzleri kitap okur, gazete okursunuz; biraz yazıp çizersiniz; televizyonda ilginç bir şey varsa onu izlersiniz; eve yiyecek almak için sokağa çıkarsınız; bir süre parkta oturursunuz, eşinizle dostunuzla telefonda konuşuruz; yani durumu idare edersiniz. Ama geceleri her şey değişir: İlkin uyur, bir iki saat sonra uyanırsınız. Uykunuz iyice kaçmasın diye, ışığı yakıp kitap okuyamazsınız. Gündüzleri hiç aklınıza getirmediğiniz, gözlerden uzak kuytu köşelere gizlediğiniz dertlerinizin hepsini birer birer ortaya çıkarıp kurcalamaya başlarsınız. Gündüzleri tıkır tıkır işleyen savunma mekanizmalarınız bozuluverir.
Reklam
"Tanrı var mı, yok mu, bilemem" pozunda. İflâh olmaz bir dinozor sıfatıyla, bu bilemem’cilere fena halde içerliyorum. Çünkü bu kadar önemli bir konuda, insanın kesin bir karara varması, ya Tanrıya inanması ya da inanmaması gerekir. "Gizemli bir güç var", "güçlü bir varlık var sanki" gibi lâflarla bu sorun geçiştirilemez. ​Daha on iki yaşındayken, bir çocuğun basit mantığıyla, annem Şefika’ya dedim ki: "Eğer Tanrı varsa, iyi bir Tanrı olması gerekir. Oysa bunca felâket var, savaşlar var, depremler var, trafik kazaları var. Hiçbir günah işlememiş insanlar, masum küçük çocuklar ölüyor. Böyle haksızlıklara izin veren, kötülüğe göz yuman bir Tanrıya ben neden inanayım?" ​Bunları söylemem, son derece inançlı bir Müslüman olan annem Şefika’nın yüreğine indi. Böylesine yalın bir mantıkla karşı karşıya gelince, zekâsının parlaklığıyla ünlü, hiçbir lâfın altında kalmayan, çok etkileyici bir biçimde konuştuğu için herkesin susup dinlediği Şefika’nın dili tutuldu sanki. Daha sonraları da bu konuyu benimle tartışmadı hiçbir zaman.
“İnsanın söylediği ile yaptığı birbirine uymazsa, sözü faydasızdır. Başkasına öğüt veren, önce kendi nefsine öğüt vermelidir. Çünkü amelsiz söz, kişinin aleyhine delil olur.” “Resûl-i Ekrem (s.a.v.) buyurdu ki: Haklı olduğu halde münakaşayı terk eden kimseye, cennetin kenarında bir köşk verilir. Şaka bile olsa yalan söylemeyen kimseye, cennetin ortasında bir köşk verilir. Ahlâkını güzelleştiren kimseye ise, cennetin en yüce yerinde bir köşk verilir.” (Hadis-i Şerif, Tirmizî, Birr 58) “Bir hadiste; ‘Mazlum zalime öyle bir beddua eder ki zalimin zulmüne neredeyse denk olur. Bedduada aşırıya kaçarsa zalimin mazlumdan kıyamette alacağı olur.’ denilmiştir.” Kaynak: İbn-i Ebid-Dünya, s. 670.
Tanrının bana baş edemeyeceğim bir şey vermeyeceğini biliyorum. Sadece keşke bana bu kadar güvenmeseydi diyorum…
"Ben aşktan daima kaçtım.Hiç sevmedim. Belki bir eksiğim oldu. Fakat rahatım. Aşkın kötü tarafı insanlara verdiği zevki eninde sonunda ödetmesidir. Şu veya bu şekilde.. Fakat daima ödersiniz… Hiçbir şey olmasa, bir insanın hayatına lüzumundan fazla girersiniz ki bundan daha korkunç bir şey olamaz."
Reklam