Tanıklık ettiğim dünya, şiddet kullanılarak yönetiliyordu. Ancak kimse bunu itiraf etmiyordu. Hatta şiddet kelimesi bile gömülmüştü. Çok daha nazik, Çok daha yasal
Çok daha ahlaki.Çağdaş uygarlıkta şiddetin anlamı paraydı.
Sonra karanlıkta içimde bir soru doğdu; bugün yeni ay ışığında kavrayan sey korkunun diğer, aydınlatılmamış tarafı olduğunu düşünüyorum. Fakat soru şuydu: o zaman bir şey neden dünyada var olur, neden dünya var ? Durmadan yenilenmiş hayretle hiçbir şeyin beni dünyayı düşünmeye zorlamayacağının farkına vardım. Namevcud olabilirdi. Var olmayan bana varoluştan bir nebze olsun daha düşman veya yabancı değildi. Ayın ışık demeti, en tanıdık detaylarını bana yabancılaştırabilirdi.
Ülkeyi niye severiz? Bütün milliyetçi ezberleri bir kenara bıraktığımız da... İçine doğduğumuz uzun bir hikayedir ülke. Çok iyi bildiğimiz bir hikaye. Parçası olduğumuz. Giderek bizim bir parçamız olan. "Gitmek, kaderi düzeltmektir" diyor Cemil Meriç. Ne kadar uzağa gidersek gidelim kaderimizin ülkenin kaderinden ya da benim deyişimle hikayesinden kopamayacağı için. Varoluşumuzla ilgili olduğu için, kimi kez dilini bile unutacak kadar uzaklaşsak bile.
Hayvan Cumhuriyeti' ne hala inanıyorlardı. Bu düş bir gün mutlaka gerçek olacaktı; belki kısa bir zamanda olmayacaktı bu hatta belki şu anda hayatta olan hiçbir hayvan o günleri göremeyecekti ama hayalleri bir gün mutlaka gerçek olacaktı.