"Biraz şikayet edecek olursam," diyordu yüreği, " bu yalnızca benim bir insan yüreği olmamdandır ve insanların yürekleri böyle olur. Ulaşmaya layık olmadıklarını ya da ulaşamayacaklarını sandıkları için en büyük düşlerini gerçekleştirmekten korkarlar. Dirilmemek üzere sona ermiş aşklar, olağanüstü olabilecek, ama olmayan anlar, keşfedilmesi gereken, ama sonsuza dek kumların altında kalan hazineler daha aklımıza gelir gelmez bizler, yürekler hemen ölürüz. Çünkü böyle bir durum ile karşılaşınca ölümcül acılar çekeriz."
Bilge bir atasözü vardır: "Yeni toplumlar beraberinde yeni şarkılar getirir." Kuşaklar değişiyor. Yenileniyor. Beraberinde de yeni kavramlar, yeni arzular, yeni talepler getiriyorlar. Ve yeni kuşakların miadını gerçekten çoktan doldurmuş eski bir rejim altında zorla tutulmaması gerekir; aksine daha makul ve adil, daha güçlü temelleri olan bir devlet yönetimi imkanı serilmeli ayaklarının altına. Akıllı devlet adamları olan ülkelerde bu zaten yapılıyor. Kitlelerin yönetiminde daha akılcı, daha adil hükümet biçimlerini barış içinde, kargaşa ve yıkım olmaksızın tam zamanında sunuluyor. Diğerlerindeyse ya devletin yönetimini ve halkın eğitimini aşamalı ama sürekli olarak iyileştirmenin gerekli olduğun anlamıyor ya da anlamak istemiyorlar.
Acı çekmek ne demekmiş asıl şimdi anlıyordum. Acı çekmek bayılana dek dayak değildi. Ayaktaki cam kesiğine eczanede dikiş attırmak değildi. Asıl acı, kalbi baştan aşağı sancılara boğan, insana sırrını kimselere anlatmadan ölmeyi arzulatan bir şeydi.