Niceleri kendi zincirlerini çözemezler de, dostlarının azatçısıdırlar.
Kendi alevinle yakmaya hazır olmalısın kendini: Önce kül olmadan nasıl yeni olabilirsin ki?
Uzun zamandır kendimi bu kadar yakın hissettiğim başka bir kitap karakteri olmamıştı. Martin Eden'in mücadelesi, azmi, sabrı, kendine inancı, düş kırıklıkları...Tanrı'nın mecnun aşığının yola aşk için çıkıp zamanla yolun kendisine aşık olması, geçirdigi değişim çok etkileyiciydi. Kendine karşı sarsılmaz bir inancı vardı. Desteğe en çok ihtiyaç duydukları andaki yalnızlığı yürek burkucuydu, ama asıl yalnızlığı başarılı olduktan sonra hissetti, çünkü artık her şey için çok geçti. Açlıktan erirken kimse bunu görmedi ama üne kavuşunca sofra davetleri ard arda geliyordu. Uğruna her şeyi yaptığı kadın, Ruth'un bu kadar dar görüşlü olması ise saç baş yoldurtacak cinsten. Martin'in yasadıgı sıkıntılar o kadar gerçekçi anlatılmış ki insan okurken yaşıyor. Martin'i bu zorluklar yıkmıyor, insanları, toplumu gerçek manada tanıyınca karşılaştığı düş kırıklığı yıkıyor. Ne denir ki, içim burkularak okudum. Keşke seninle tanışabilseydim Bay Eden...