"Tanıklık" romanlarını sever misiniz? Tarihi dönemleri, bizzat döneme tanıklık eden bir yazarın kalemiyle ve edebiyatın zevkiyle okumayı sever misiniz?
Buyurun o zaman! Size sıra dışı bir 12 Mart romanı...
İsa'nın Güncesi:
Basım yılı 1974. 12 Mart Muhtırası'nın üstünden birkaç sene geçmiş. Siyasi kargaşaları ve toplumsal düzensizlikleriyle buhranlı bir Türkiye ortamı mevcut. Arada seçimler olsa da kaos ortamından kurtulunamamış, tutuklamalar, sorgulamalar, fişlemelerle 12 Eylüle doğru huzursuz bir gidiş var.
Edebiyat da işlevini yerine getirmeye devam etmekte.Berna Moran, eleştirilerinde 12 Mart romanları için "yenilgiden sonrası" romanları der. Bu ruh hali ile sanatçılar, hem tanık hem de yazar sıfatıyla eserlerini meydana getirir. Çıplak gerçekleri ortaya çıkarmak gibi genel bir amaç vardır. Bu yüzden hapishaneleri, sorguları, işkenceleri, halkın çaresiz bırakılmışlığını, uyuşmuşluğunu bol bol görürüz . Romanların tarihi ve sosyolojik değerleri ağır basar ve hepsi çok değerlidir benim için.
Dün aynı döneme ait lakin farklı bir gerçeklik algısı ile kaleme alınmış bir roman okudum ve başka okurlarla paylaşmak istedim.
Eserin basımı yapıldığında Anday, yaklaşık altmış yaşlarında, cumhuriyetten bu yana ülkemizi yakından tanıyan, dönemin zorluklarını yaşamış tecrübeli bir sanatçı. Bu yetkinlik ile farklı bir eser meydana getirmiş.
Başka yorumlarda da denk geldiğim üzere kendi döneminden yola çıkarak Kafka'nın Dava'sına benzeyen bir ortam kurgulamış.
Hikayemizde ne yer belli ne zaman. Edilgenliği, yenilmişliği baştan kabul etmiş ve romanın tek akıllısı gibi görünen bir baş kişimiz bir de halleri halllerine uymayan sanki bir histeri içinde yaşayan diğer kişilerimiz var.
Yazarı tanımasam ve eserin hangi dönemde ortaya çıktığını bilmesem alt metni takip etmek çok zor
"Tanıklık" romanlarını sever misiniz? Tarihi dönemleri, bizzat döneme tanıklık eden bir yazarın kalemiyle ve edebiyatın zevkiyle okumayı sever misiniz?
Buyurun o zaman! Size sıra dışı bir 12 Mart romanı...
İsa'nın Güncesi:
Basım yılı 1974. 12 Mart Muhtırası'nın üstünden birkaç sene geçmiş. Siyasi kargaşaları ve toplumsal düzensizlikleriyle buhranlı bir Türkiye ortamı mevcut. Arada seçimler olsa da kaos ortamından kurtulunamamış, tutuklamalar, sorgulamalar, fişlemelerle 12 Eylüle doğru huzursuz bir gidiş var.
Edebiyat da işlevini yerine getirmeye devam etmekte.Berna Moran, eleştirilerinde 12 Mart romanları için "yenilgiden sonrası" romanları der. Bu ruh hali ile sanatçılar, hem tanık hem de yazar sıfatıyla eserlerini meydana getirir. Çıplak gerçekleri ortaya çıkarmak gibi genel bir amaç vardır. Bu yüzden hapishaneleri, sorguları, işkenceleri, halkın çaresiz bırakılmışlığını, uyuşmuşluğunu bol bol görürüz . Romanların tarihi ve sosyolojik değerleri ağır basar ve hepsi çok değerlidir benim için.
Dün aynı döneme ait lakin farklı bir gerçeklik algısı ile kaleme alınmış bir roman okudum ve başka okurlarla paylaşmak istedim.
Eserin basımı yapıldığında Anday, yaklaşık altmış yaşlarında, cumhuriyetten bu yana ülkemizi yakından tanıyan, dönemin zorluklarını yaşamış tecrübeli bir sanatçı. Bu yetkinlik ile farklı bir eser meydana getirmiş.
Başka yorumlarda da denk geldiğim üzere kendi döneminden yola çıkarak Kafka'nın Dava'sına benzeyen bir ortam kurgulamış.
Hikayemizde ne yer belli ne zaman. Edilgenliği, yenilmişliği baştan kabul etmiş ve romanın tek akıllısı gibi görünen bir baş kişimiz bir de halleri halllerine uymayan sanki bir histeri içinde yaşayan diğer kişilerimiz var.
Yazarı tanımasam ve eserin hangi dönemde ortaya çıktığını bilmesem alt metni takip etmek çok zor