„Üstün müyüm - ben senden?” diye kekeledi Goldmund, yalnızca bir şey söylemiş olmak için. Sanki taş kesilmiş, donup kalmıştı.
“Kuşkusuz,” diye devam etti Narziss. “Senin yaradılışındakiler, senin gibi sağlam ve narin duyularla donatılmış kişiler, bir zindelik ve canlılığı kendilerinde barındıranlar, düşlerde yaşayan, seven kimseler, bizlerden, biz us insanlarından hemen her zaman üstündür. Sizler anne kökenlisiniz. Kısır yaşamaların uzağındasınız. Sevme gücü, yaşama gücü armağan edilmiştir size. Her ne kadar çokluk size yol göstermeye çalışıyor, sizi yönetiyor görünsek de, bolluk ve bereket içinde bir yaşam sürdüğümüz yok bizim, kıtlıklar içinde yaşayıp gidiyoruz. Hayatın zenginliği sizin, meyvelerdeki özsu sizindir; sevgi bahçesi size bağışlanmış, güzelim sanat beldesi size sunulmuştur. Sizin yurdunuz bu yeryüzü, bizimkisi ise düşüncelerdir. Sizi bekleyen tehlike duyular dünyasında, bizi bekleyen ise havasız bir mekânda boğulup gitmektir. Sen sanatçısın, ben düşünürüm. Sen annenin koynunda uyuyorsun, ben çöllerde uyanık dolaşıyorum. Beni güneş, seni ay ve yıldızlar aydınlatıyor.“