"Ormanda yolunu yitirmiş çocuklar gibi terk edilmişlik içersindeyiz. Önümde durup bana baktığında, ne sen benim içimdeki acıları anlayabiliyorsun, ne de ben seninkileri. Ve senin önünde kendimi yere atsam, ağlasam ve anlatsam bile, biri sana cehennemi sıcak ve korkunçtur diye anlattığında cehennem hakkında ne bilebilirsen, benim hakkımda da ancak o kadarını bilebilirsin."
Biz, mutlu olmak için yalan söylemek zorundayız. Oysa yalan söylediğimiz vakit, gerçek mutluluğu duymaktan çok, işlerini yoluna koymuş bir esnafın, aşağılık keyfini hissederiz.
Hani bazen insanın aklına eser; etrafında ne varsa hiçe sayıp, bildiği gibi yaşamak ister, aklına estiği gibi. Ama bu bir andır. Uzun sürmez. Hemen aklını başına toplar, çevresini, sorumluluklarını düşünür, falan filân. Hasan böyle mi ya? Onun hayatı baştan başa, böyle anlardan ibaret.
Başka birini memnun etmeye çalıştığımız sürece asla doğru şeyi yapamayız. Yalnızca olduğumuz gibi olabiliriz ve ebeveynlerimizi bizi sevmeye zorlayamayız.
Yalnızca çocuklarının taktığı maskeyi sevebilen ebeveynler vardır. Çocuk o maskeyi çıkardığı zaman, sıklıkla şu cümleyi söylediklerini duyarız: "Senden bütün istediğim, eskisi gibi olman."