Ben zekayı radyum gibi bitip tükenmez bir cevher sanıyordum. Onun insan eliyle yetişip gelişen bir şey olduğunu düşünmüyordum... Adam olmak değil, enteresan olmak; bir şey yapmak değil, bir şey yapanlara istihfafla (küçümseyerek) bakacak bir yere çıkmak istiyordum. Halbuki bugün sonsuz zaman ve mesafenin içinde ben neyim? Bir solucandan, bir ayrık kökünden daha ehemmiyetsiz, daha değersiz, daha lüzumsuz bir mahlukum...
İşte orada! Kent. Lambalar. Kadınlar. Ay. Liman. Kediler. Gece. Aç pencereyi, bağır dışarı. Bağır, yeminler et, hıçkırıklarını yolla dışarı, seni kahreden içini yakıp kavuran ne varsa var gücünle haykır dışarı; bir cevap alamazsın. Dualar et! Cevap yok. Lanetler savur! Cevap yok. Pencerenden şarkını haykırarak yolla dünyaya: cevap yok. Yok efendim, hiç cevap yok!