Aşktır nedeni sana ağlayışımın,
Güzelliği esir eden dünyayı.
Dolaştım âlemi, göreyim diye onu;
Bir şafak söktüğünde
Şafağa vuruyordu parıltıları.
Şakıdığında bir kuş,
Ötüşüne yansıyordu yankısı.
Yayıldığında güzel bir koku,
Kokudaydı aroması.
Salındığında bir çiçek,
Çiçekteydi esintisi.
Varlıkta bir güzelliktir o,
Işıkları ufuklara egemen,
Görüntüsü âlemleri sihirle süsleyen.
Ve sabahın kucakladığı gönlümde,
Bir ilâhtır o.
Yoksulluk muydu beni huzuruna getiren? Değildir yoksul azla yetinmeyi bilen. Hiçbir şey beklemem senden saygıdan başka. Dürüst ve özgür bir kişiye saygı göstermeyi bilirsen.
Allah bir kişinin göğüs boşluğunda iki kalp yaratmamıştır 33/4 ayet. Şunu bilmelisin ki herkesin göğüs boşluğunda bir kalp vardır. O da Rahman’ın iki parmağı arasındadır. Onu dilediği gibi evirip çevirir. Söz konusu kalp, yöneldiği şeyin sıfatıyla sıfatlanır ve rengine boyanır. Hatta bu yöneldiği şeyin bizzat kendisi olur. Bunu anladiysan Zikrin, zikr edenin ve zikredilenin Aynı şey olduğunu da anlarsın. Çünkü dildeki zahir zikir, hakiki Zikrin suretidir. Hakiki zikir ise kalbi zikrettiği şeyin şekline bürünmesidir. Bundan dolayı kalp, zikir olarak isimlendirilir. Nitekim kalp, Hakk’ın kendisidir. Bunların hepsi birdir. Örneğin: su ve rüzgârın şiddetli esintisi ile özel bir şekil alır ve buna dalga denir. Hakikatte ise sudan başka bir şey değildir. Aynı şekilde zikirle olan kalpte kalbin tamamı zikre teslim olur. Böylece kalp, bütünsel olarak zikre dönüşür. Dilde ortaya çıkan zikir bu şekilde şekillenmiş olan kalp zikri’nin sureti olur. Bu durum ise şekilden münezzehtir. Dolayısıyla iki düşünce aynı anda kalpte bulunamaz.