Hande

Onu düşünmekten kendimi alamıyorum, şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum. Ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değildi bu. Acı, insanın birlikte ölmesi gereken şeydi. Kollarda, başta en ufak güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbür yana çevirme cesaretini bile yok eden şeydi.
Sayfa 170
Edebiyat
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Senin kalbindekini almak için cebinden bir şey veren ne kadar kördür!
Felsefe
Sigmund Freud hepimize soruyor;
"Karşınızdaki kişiyi dinliyor musunuz yoksa konuşmak için sıra mı bekliyorsunuz ?"
1000Kitap
İçimi dökmem lazım..
10/10
·80 syf.··
2020 100. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 18 Mayıs 2020 05:06
Baştan söyleyeyim yine bu bir kitap incelemesi değil. Sadece kitabı okurken hissettiklerim, yaşadığım tecrübeler... Şımarık büyüyen bir kızın, şark görevinde nasıl idealist öğretmen olduğunun hikayesi.. Kan davası yüzünden dersime gelemeyen 9 öğrencimi düşündüm ağlayarak, yıl 2019 du. 8.sınıfta okuldan zorla ağlayarak -evlendirilmek üzere- götürülen kız çocuğunu gördüm, yıl 2018 di. Veli ziyaretlerinde tüm meslektaşlarımla köyü baştan sona dolaşıp okula çocuğunu göndermeyenlerin, kapıları yüzümüze çarpmalarına şahit oldum, yıl 2017 di. Şimdi diyeceksiniz 21.yy arkadaş atıp tutma jandarma var devlet var olur mu öyle şey.. oluyormuş be arkadaş. Bizzat şahit oldum. Amacım devleti kötülemek değil bilakis gerçekler.. Biraz araştırsanız belki de daha büyük acı gerçekleride görürsünüz. Yaşadığım deneyimleri, acılarımı, hüzünlerimi anlatamam. Şu 3 senede o kadar büyüdüm ki. Belki 80 yaşına gelsem bu 3 senenin bana kattığını hiçbir zaman öğrenemeyecektim. Anne babasından ünv zamanı bile ayrılmayan, her şeyi ağlayarak elde etmiş şımarık kızın “ben İdealist bir öğretmen olcam” diyerek öğretmen olması.. Hep öğretmen olmak istedim, oldum da. Annemi ağlata ağlata -affetti beni- bırakarak geldim İstanbuldan doğuya. Bir başına kız olarak doğuda yaşamak zor muydu bilmem ama doğuda öğretmen olmak zordu. Bakmayın zor dediğime şu an olsa yine koşa koşa gelirdim -ki görevim bitmesine rağmen buradan ayrılamayışım bunun göstergesidir- Hani diyolar ya bazı meslektaşlarım, “onlar benim öğrencilerim değil çocuklarım oldular” diye. Bu boş laf değilmiş, yaşarken anladım. Çünkü benim hiçbir zaman çocuğum olamayacakmış bunu öğrendiğimde farkettim ki doğurmasamda aslında benim birçok çocuğum varmış. İçimdeki meslek aşkını, çocuklarıma aşkımı anlatamam. Maaşımın yarısını neden onlara
Edebiyat
İlk ÖğretmenimCengiz Aytmatov · Nora Kitap · 201810,6bin okunma
6/10
·80 syf.··
2018 6. kitabı
Bu inceleme yer yer SPOILER içerebilir arkadaşlar. Bilginiz olsun... Bir gün Fransız Şair Louis Aragon kuyuya bir taş atmış ve demiş ki; 'Cemile, dünyanın en güzel aşk hikayesidir.' O taş şimdilik kuyunun dibinde kalsın bir süre... O esnada ben size kısaca başka bir hikayeden bahsedeyim... Ben askerliğimi 2007 yılında kısa dönem olarak yaptım. Bölüğümde benim gibi kısa dönem askerlerle, henüz 19-20 yaşlarındaki uzun dönem askerler aynı koğuşu paylaşıyorduk. Başta bu iki grup pek birbirine ısınamasa da askerliğin doğal ortamında zamanla buzlar eridi, abi-kardeş gibi olduk. Bu kardeşlerimizin hepsi gözü pek, dayanıklı, kolay kolay yılmayan çocuklardı. Genç yaşlarına rağmen aralarında evli olan hatta çocuk sahibi olanlar vardı. Diğerlerinin de memlekette mutlaka bir sevgilisi olurdu. Gece olunca ve tüm işler bitince kendi köşelerine çekilirler, gizledikleri telefonları ortaya çıkarıp saatlerce sevdikleriyle konuşurlardı. Onların gün içinde aldığı tek nefes işte bu telefon konuşmalarıydı. Her türlü ağır işin, zorluğun altından kalkabilen çocukların hayata dair tek bir korkuları vardı; onlar askerdeyken sevgililerinin onları terk edeceği korkusu... Bakın bu konuda inanın bana en ufak bir mübalağa yapmıyorum. Alın savaşa götürün koşa koşa gelirler. Sabahtan akşama kadar yerden izmarit toplarlar, moloz taşırlar, duvar örerler, kilometrelerce koşarlar, sürünürler ama bana mısın demezler. Hassas oldukları, zayıf düştükleri tek konu budur! Nöbetçi olduğum bir gece tek tek koğuşları geziyordum. En son kendi koğuşuma geldi sıra. İçeri girdiğimde bir yatağın baş ucunda toplanmış bir kalabalık gördüm. Başta kavga çıktı sandım. Hızlıca kalabalığa doğru ilerledim ve kendime yol açtım. Gördüğüm manzara şuydu: yatağın ortasında bir asker hüngür hüngür ağlıyor. Yüzü gözü dağılmış,
CemileCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 201944,5bin okunma