Sabah yaklaşmıştı. Kafama serinlik veren bir sisin içinde yürümeye başladım. Büyükşehir bütün karmaşıklığı, sonsuzluğu içinde sessiz sessiz uyuyor ve koynunda birbirine benzemez milyonlarca insan ve macera saklıyordu. Esmer taş duvarları aşan bir muhayyile için bunun tasavvuru bile korkunçtu. Fakat bir insan kalbi bu şehirden daha karmakarışık, daha derin, daha uçsuz bucaksız değil miydi?
İstiyorum ki, bana kızsın, beni tahkir etsin, beni dövsün. Her şeye razıyım. Hatta beni öldürsün. Yalnız aramızdaki bu kahredici uzaklık bir parça azalsın.
İnsanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri
için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense, körler gibi rastgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı
tercih ediyorlar.