"Eylül'ün son günleriydi. Şehir, yazın bıktıran sıcaklığından arınmış, hafif serin ama hala güneşli günlere kavuşmuştu. Onun sevdiği günlerdi bunlar; her şeyin yerli yerinde olduğu, aceleye gerek olmayan, durup etrafı izleyebileceğin günler. Eylül'de şehirde bir dinginlik olurdu, sanki herkes yazın telaşını geride bırakmış, kışa hazırlanmadan önce kısa bir mola veriyormuş gibi. O bu molayı seviyordu. Parkta oturup kitap okumak, sokaklarda yavaşça yürümek, hiçbir yere yetişmek zorunda olmadan günleri geçirmek... Eylül, ona özgürlüğü ve huzuru hatırlatıyordu."
-Yusuf ATILGAN-
Öyleyse diğerlerine ne oldu? Hiçbir zaman İşbirliği yapmayan, yaşama sürekli farklı anlamlar yükleyen, yalnızca "yaşamdan ne alabilirim" sorusunu soranlara ne oldu? Arkalarında hiç iz bırakmadılar. Yalnızca ölmekle kalmadılar. Zaten yaşamları da bomboştu.