Hz. Peygamber davetine icabet etmeyen kimseleri kabir ehline benzetmiştir.
“Zira onların bedenleri, kalplerinin kabirleridir.Bedenleri sanki bir kabir ehli gibi kalplerini örtmüştür.” Bu ne güzel benzetmedir.
“Şöyle dedi: ‘Çok korkuyorum.’ Neden, diye sordum. ‘Öyle mutluyum ki doktor Resul. Böylesine büyük, müthiş bir mutluluk, insanı korkutuyor.’ Yine nedenini sordum, şöyle dedi: ‘Senin bu kadar mutlu olmana, ancak senden bir şey almaya hazırlandıkları zaman izin verirler.’”
Bir insanı öldürdüğün zaman, bir yaşamı çalmış olursun,” dedi Baba. “Karısının elinden bir kocayı, çocuklarından bir babayı almış olursun. Yalan söylediğinde, birinin gerçeğe ulaşma hakkını çalarsın. Hile yaptığın, birini aldattığın zaman doğruluğu, haklılığı çalmış olursun.
Bir zamanlar Gregor iş seyahatine çıkarken yorgun argın yatağına gömülüp kalan, Gregor eve döndüğünde ise kendisini ropdöşambırı içinde rahat koltuğunda karşılayan; sevincini göstermek için ayağa kalkmaktan bile aciz olan ve sadece kollarını açabilen, yılda birkaç pazar günü ve çok çok tatil günlerinde nadiren beraber çıktıkları gezintilerde ağır ağır yürüyen, karısı ile Gregor’un ortasında eski paltosuna sarınmış, elinde dikkatle kullandığı bastonuyla onlardan daha ağır giden ve bir şey söylemek istediğinde hemen her defasında durup diğerlerinin yanına gelmesini bekleyen babası mıydı bu karşısında duran adam?
Sessizliğin ağladığı bir oda… Dışarıda ışıklı, renkli, koşan bir hayat var; içeride, sessizliğe boynunu bükmüş bir hasta kadın… O ne güzel kadındı… Yastığına dağılmış buğday renkli saçlarında, hayatın ışıkları kıvrım kıvrım dolaşırken üzerine ölümün kanatları eğilmişti.