Yazarın en çok bilinen romanı okuyucu olmasına rağmen ben Torun’u çok beğendim . Tüm olay örgüsü , tarihsellik yerli yerindeydi . Yazarın önceki romanından tanıdığım bazı geçişler burda da vardı . Kaspar’ın yaşadığı çelişkileri çok net yazmıştı , neleri yapmalı yapmazsa korkak ve vurdumduymaz mı sayılırdı ? Bu hali çok iyi hissettim , çok tanıdıktı ve bir yerlerde görmek beni dünyaya daha az yabancı hissettirdi . Zaten edebiyatın işi bir parçada bu değil miydi ? Almanya’nın mevcut göç durumu , savaştan öncesi sonrası , insanların neyi nasıl anladığı ile ilgili çok iyi bir kitap , tanıdık içerden .
“Asıl güzellik tende değil ,candadır“ diyeceği geliyor . Ama candaki güzelliğin tene de aksetmesi için o canın coşması lazım gelir ki , bu halde , sanki can kendi kalıbı olan tene sığamıyormuş da sahip olduğu bütün iyi nitelikleriyle beraber taşıyor ve dikkatli kişilerin gözleri önünde buharlaşarak o yeni saf güzelliğiyle boğuyormuş gibi birşeyler olur. Aksi hal de böyledir. Teni güzel , canı çirkin olanlar nice göz aldatan sanatlarla o çirkinliği örtebilirlerse de canları coşarak bütün çirkinlikleriyle beraber kabından taşınca , kendilerini görenleri korkutacak derecelerde çirkinlik meydana çıkar