(Ah Resul ah)
"İşte o zaman Resul kendisini, arada sırada gözleri yaşararak anlatmıştı.Babası ölmüş, anası öteki köyde bir adama kaçmış, Resul amcasının başına kalmıştı. Amcasının sekiz oğlu vardı ve çok fıkara
bir adamdı. Üç yaşındaydı. Buzağıları
koydukları küçücük bir ahırda otların
arasında yatıyordu. Orada yiyor içiyor, orada büyüyordu. Beş yaşına kadar hiçbir giyit geçmedi sırtına. Çırılçıplaktı o zamana kadar. Bir komşu kadın ölmüş oğlunun soykasını verdi ona beş yaşında. Altı yaşında amcasının evine ilk olaraktan girebildi. Girince de çok sevindi. Sıcak bir çorba içti, bulgur pilavı yedi. Yedi yaşında bir kuru soğanı bulgur pilavının yanına katık eyledi. Soğan çok lezzetliydi, tadına bayıldı. Üç kere geğirdi soğanı yedikten sonra. Yedi yaşındayken amcası onu çok dövdü. Sonra amcasının karısı, sonra amcasının çocukları sırayla keyif için durmadan dövmeye başladılar. Hiç sebepsiz on ikisine kadar her gün dayak yedi, ahırda buzağılarla birlikte uyudu. On ikisinde ilk olaraktan tatlıyı öğrendi. Bir kaşık pekmezi ağzına sürdü. Dünyada pekmezden daha lezzetli bir şey olamayacağına gözleri üstüne yemin etti. On dördünde çoban oldu. Başka bir çoban çocuğu bayıltıncaya kadar, bir gece sabaha kadar dövdü.Bir yıl içinde çobanlıkta öylesine bir ün yaptı ki, büyük bir sürüyü Davutoğulları ona teslim ettiler. Bir yıl içinde ne bir kurt, ne çakal, tilki, ne hırsız sürüye yaklaşamamış, sürüden bir tek koyun bile eksilmemişti. On dördünde amcasının ortanca oğlunu bir dövdü, bir dövdü canını çıkardı, kolunu da kırdı. Bu da yetmedi. Amcasının başını yardı. Amcası altı ay hastanede yattı.Çarık giydi, parayı tanıdı, kaval çalmayı öğrendi. Çoban kızların memelerini tutmayı, daha başka şeyleri de öğrendi: Uzun bir süre insanoğluyla konuşmadı. İnsanlardan çok