Eski bir Roma tarihinde, mucius scaevola isminde bir elçinin düşmanla sulh müzakeresi yaparken, kendisine teklif edilen şartları kabul etmezse öldürüleceği yönündaki tehdide cevap olarak, kolunu yanı başındaki ateşe koyup dirseğine kadar yaktığını ve bu sırada sükunetle müzakereye devem ederek, böyle tehditlerle korkutulamayacagını gösterdiğini okuduğum zaman, elimi aynı şekilde bir ateşe sokmak ve aynı metaneti nefsime denemek arzusuna kapılmış ve parmaklarımı oldukça ağır bir şekilde yakmıştım.
Babam bukadar okumama kızar, bazen romanları alıp atar, bazen geceleri odama ışık verdirmezdi.Fakat benim herşeye bir çare bulduğumu, küçük kaytan fitilli idare lambası ışığı altında kendimden geçerek Paris esrarını veya sefilleri okuduğumu görünce tazyikinden vazgeçmişti.Elime geçen herşeyi okuyor ve her okuduğum şeyin, ister mösyö lökok'un maceraları, ister Murat Bey'in tarihi olsun, tesiri altında kalıyordum.
Bı defasında yegordan söz ederken pavel:
“Biliyormusun andrey" “en şen şakrak insanlar en çok acı çekenlerdir." “Bir bebeğin mamasına azar azar bakır katarsanız,kemiklerin gelişmesi durur ve çocuk cüce kalır.Aynı şekilde bir insanı altınla zehirlerseniz o adamin ruhu küçülür,solar renksizleşir.On paralık lastik top gibi..