Diotima

Odan kireç tutuyor muydu, Oscar?
Puan vermedi·103 syf.·
2021 20. kitabı
Kırmızı ceketini giymiyordu artık, Çünkü şarap kırmızı ve kırmızıydı kan da, Ellerine de şarap, bir de kan bulaşmıştı Ölünün başucunda onu bulduklarında, Sevdiği kadıncağız, sevgilisiydi ölen, Öldürmüştü kadını vurarak yatağında. Evet böyle başlıyor o meşhur şiirimiz. Tuncel Kurtiz ile ünlenen herkesin bildiği ama çoğunun Wilde'e ait olduğunu bilmediği, şiirimiz. Nasıl ve neden? Trajedik bir olayın ürünüdür kendisi. . Şöyle ki, Oscar Wilde eşcinsellik suçuyla hüküm giydiği o iki yıl süresinde , hapishaneye Charles Thomas Wooldridge adlı bir mahkum gelir. Charles bir subaydır. Laura Ellen ile evlenmiş, evlilikleri bozulmaya başlamıştır ve Charles şiddete başvurunca Laura bir daha görüşmek istemediğini söyler. Laura çalıştığı postaneden biriyle anılmaya başlar ve Charles'a bir daha kendisini rahatsız etmemesini söyleyen bir mektup gönderir. Mektubu alınca Charles , Laura'ya son kez konuşmak için bir yerde oturma daveti gönderir .Laura buluşmaya gitmez ve Charles Laura'nın evine gider. Aralarında büyüyen tartışma sonucu Charles orada Laura'yı boğazından keserek öldürür. Polise teslim olur ve idam cezasına çarptırılır. İdamdan önceki üç hafta Reading Baladı'nda kalacaktır. Charles pişmandır, vicdan azabı çekiyordur öleceği için değil öldürdüğü için üzgündür. En sonunda idam edilir.Bu esnada Oscar da oradadır ve Charles'ın bu durumundan çok etkilenir. Romantik ve estetizm savunucusu Wilde'ın duygularından oluşan bir ses bu . Reading Baladı, Oscar'ın hayatını derinden etkileyen, "yaşamımda iki önemli dönüm noktasının, babam tarafından Oxford'a gönderilişim ve toplum tarafından cezaevine gönderilişim "dediği bir hapishane. Aslında hapishane çok sert ve insanlık dışı kurallara sahipti. Öyle ki Oscar'a yazması için kalem, kağıt ve izin verilmiyordu, neyse ki bir yıl
Edebiyat
Reading Zindanı BalladıOscar Wilde · Epsilon Yayınları · 20065,3bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·80 syf.·
2018 12. kitabı
ARTHUR SCHOPENHAUER … Bir deha, edebi dili harika olan düşünür... Yazdıklarını okurken illaki kendinizden tespitler bulacaksınız.Arthur belki insan sevmez ama insanı çok iyi tanıyıp ve yerinde tahliller yapan bir şahsiyet.Ona hayranım.Her ne kadar katılmadığım noktalar da olsa. Açık sözlülüğü, yapmacıktan uzak olması beni en çok çeken şey.Şunu merak ediyorum, Virginia ile birbirini tanısalardı ne düşünürlerdi birbirleri hakkında?Biri kadınları aşağılıyor diğerifeminist ama ikisi de çok zeki. Kadınlar hakkında bir tartışma olsa kim kazanırdı? İkisini aynı anda sevmek gülünç geliyor bazılarına.Ama değil.Neyse konuya geleyim, pardon. Schopenhauer’i okumak için benim fikrimce hayatını ve de felsefesini iyi bilmelisiniz çünkü düşünür kendi hayatını felsefesine yansıtmıştır.David E. Cartwrigt’ın kitabı var Arthur 'un hayatını anlatan, gayet ayrıntılı, yalın ve akıcı. Birçok soru işaretine cevap verilmiş, tavsiye edebilirim. Not:Bu kitap feminist kardeşlerimin severek okuyacağı bir kitap olmayabilir şimdiden söyleyeyim, okurken besmele çekiniz naçizane tavsiyem. Kitap neyi anlatıyor? 80 sayfalık bir kitap bu kadar çok tespit yapabilir mi?Arthur yapar. 1-Arthur’un kadınlarla alıp veremediği nedir? 2-Arthur kadınlar hakkında ne düşünüyor? 3-Aşk var mıdır? 4-Aşık olmanın nihai amacı nedir? 5-Aşık olurken seçim nasıl gerçekleşir? 6-Neden fiziksel özellikler önemli? 7-Cinselliğin aşkla ilişkisi Gibi sorulara cevap verdiği bir kitap.Onun penceresinden cevaplayacağım soruları. Birinci kısım kadınlara dair söylemlerini içeriyor. Arthur’un kadınlara olan meşhur tutumundan bahsedeyim; Arthur efendi diyor ki ; kadınların tek bildiği emek sarfettiği giyim kuşam, cilt bakımı dans, sevdiğinin gönlünü kazanma ve bunlarla bağlantılı eylemler.Ona göre kadın erkeğe itaat etmek için
Felsefe
Aşka ve Kadınlara Dair (Aşkın Metafiziği)Arthur Schopenhauer · Say Yayınları · 202016,8bin okunma
10/10
·132 syf.·
2018 6. kitabı
SPOİLER YOKTUR.🤗 Sizi alışılagelmişin dışında ,farklı mı farklı bir kitapla tanıştıracağım hanımlar ve beyler.Yalnız üzüntümü beyan ederek başlamak istiyorum.Kitabın 60 okunmasının olması beni bir hayli üzdü.(Sebebini incelemenin devamında anlayabilirsiniz) Kitap ülkemizde birçok ünlü yayınevi( Can,yky, doğan kitap)tarafından basılmış olmasına rağmen pek tutulmamıştır.Bunun sebebini eleştirmenler Türkiye’de yenilikçi kitapların tutulmamasına bağlıyor. Kitap 1955'te yayımlanmış ilk kez TOMRİS UYAR tarafından 1955’te çevrilmiştir.Ve yine ilk basım ‘’De Yayınları’’ tarafından 1970 ‘te yapılmıştır.(Bendeki Doğan Kitap’ın ikinci basım 2013). Size tavsiyem Tomris Uyar çevirisinden okumanız. Aslında kitap ilk yayımlandığı zaman kendi ülkesinde de rağbet görmemiş.Eleştirmenler ve okuyucular tarafından dikkate alınmamış anlaşılmaz bulunmuş..Sebebi ise yazarın farklı yazım tekniği geliştirmiş olması.Latin Edebiyatında ilk kez bilinç akışı yöntemini kullanan oydu çünkü. 1970’li yıllardan sonra hak ettiği ilgiyi görmüş ve ödül üstüne ödül almış öyleki İspanyol Edebiyatının ikinci önemli eseri olarak kabul edilmiş.Hatta Marquez’ i öyle etkilemiş ki şuan en ünlü eseri olan ‘’Yüzyıllık Yalnızlık eseri’’ni ondan ilham almıştır. İnternette yaptığım araştırmalar sonucunda Marquez’in kendi ağzıyla anlattığı şu pasaja rastladım: Marquez zorlukla yazdığı kitabı ‘’Yüzyıllık Yalnızlık ‘’ kitabının yazılış sürecinden bahsederken ;bir arkadaşının bu kitabını verdiğini ve sen de yazdığını mı sanıyorsun bunu oku dediğini ve sonrasında kitabı okumaya başladığını ve bitirdiğini ardından tekrar okuduğunu ve hayran kaldığını söyler.Kitaptan okadar etkilenmiştir ki eserinde burda kullanılan hayalet köy Comala’yı ilham alır ve alıntı yapar.Marquez başta olmak üzere birçok yazara göre bu eser
Pedro ParamoJuan Rulfo · Doğan Kitap · 20192,282 okunma
Puan vermedi·185 syf.·
2018 4. kitabı
Hayat bağlanmalardan ibarettir..Hepimiz illaki bir şeye bağlanırız. Kimimiz kitaplara, kimimiz en yakın arkadaşına,kimimiz hayatının aşkına,kimimiz köpegine, kimimiz peluş ayıcığına...Biz,bizi güvende hissettiren şeylere bağlanırız.Guvenle bağlanma anne karnında başlar.Ve biz önce anne baba sonra arkadaşlar sonra akrabalar sonra diye diye bağlanmaya devam ederiz. Birçok sorunun kökeninde ya bağlanamamak ya sa bağlanmanın şiddetini ayarlayamamak vardır diyor Adem Güneş.Doğru demiş. Gerçekten öyle değil mi? Bebekken ailesine bağlanamamış bireyler, ileride kime neye ne kadar bağlanacaklarını kestiremezler çünkü. Bu kişiler ya aşırı sever karşıdakinin istediği gibi davranır kendinden taviz verir, ya da bağlanmaktan korkar ,sevgiyi içselleştirir. Bağlanmak sevmek değildir.Bağlanmak,annenin her şeyi ardında bırakarak kendini tamamen bebeğine vermesidir.Bebeğin anneye güvenli bağlanması bu şekilde oluşur. Çocukluk yıllarında güvenli bağlanma yaşayamamış kişiler, yetişkinlik döneminde iç dürtülerin esiri olur, yanlış kişilere bağlanır.Bağlanma değil bağımlılık yaşar ve ayrılmayı beceremez. Güven duygusunun temelinde bağlanma vardır.Bebek anne babaya güvenle bağlanmış ise onlara güven duyar.Ve sır saklamaz, onlarla hiçbir duygusunu paylaşmaktan çekinmez. Sevgili arkadaşlar çocuğumuz anne baba adayı ve bazılarımız anne babanın kendisi.Toplumun en küçük yapı birimi aile ve eğitim aileden başlar peki ne kadar bilinçli yetiştiriyoruz çocuklarımızı?? Benim şöyle bir düşüncem var, nasıl ki araba sürmek için bir sürücü belgesi şart, evlenmek aile kurmak için de aile eğitimi almış olmak şart olsun ve aile eğitimi belgesi alınmadan evlenmesin kimse. Tabi iyi bir aile eğitimi olmalı bu uzmanlar tarafından verilen.Aileler futbol takımı kuracakmış gibi çocuk yapmadan önce , nasıl
Güvenli BağlanmaAdem Güneş · Timaş Yayınları · 20142,136 okunma
10/10
·335 syf.·
2017 34. kitabı
Nikos Kazancakis...Yunan Edebiyatı'nın usta yazarı,hukuk doktoru,siyasetçi...Nobel Ödülüne aday gösterilmiş,ama ödülü bir puan farkla Albert Camus' a kaptırmış olan medine fukarası...Albert Camus tabi ayıp olmasın diye o benden daha çok hak etti filan demiş ama bilemedim içinden ne geçirdi kimbilir :D Tabi şaka bir yana da Albert Camus'un böyle bir itirafta bulunmuş olması şaşırttı beni mazur görün.:)))) Yazarın okuduğum ilk kitabı.İkinci dünya savaşı sırasında yayımlanmış ve 1964 yılında fiime uyarlanmıştır.Film sayesinde Nikos bayağı üne kavuşmuştur.Filmine bakındım biraz, karakterler bire bir aynı fiziksel görünümlerinin yansıtılması bakımından başarılı umarım konuşmaların tahlili de başarılıdır.En kısa sürede filmini de izleyeceğim. Kitabın önsözünde yazarın,''Eğer bugün dünyada bir ruh klavuzu,Hintlilerin dediği gibi bir ''Guru'',Aynaroz Papazlarının dediği gibi bir ''Yeronda'',seçmem gerekseydi kesinlikle Zorba'yı seçerdim.'' demesi acaba Zorba gerçekten yaşadı mı diye düşünmeme sebep oldu.Üstelik yazarın biografisini okuduğum zaman mezar taşına ''Hiçbir şey beklemiyorum,hiçbir şeyden korkmuyorum,özgürüm sözlerinin yazılı olduğunu öğrenmiş bulununca roman karakteri ile ne kadar benziyor diye düşünmeden edemedim. Nikos,varoluşçuluğu savunan, milliyetçiliğe karşı olan ve kendine belli bir vatana dahil etmeyen bir yazar.Romanı okurken Zorba karakterinin de böyle bir yapısının olduğunu anlamam çok sürmedi.Yazar ya bu karakter aracılığıyla kendi hayatından itiraflarda bulunuyor ya da gerçekten Aleksi Zorba diye biri yaşadı ve gariban yazarımızı Nietzsche'den daha çok etkiledi adeta yaşamın felsefesi haline getirdi.Nasıl bir insan bu Zorba Allah aşkına niye bu kadar etkilemiş bizim Niko'yu? Bence Athena'nın ''kafama göre'' şarkısı tam Zorba'ya göre.Bir şarkı
Edebiyat
ZorbaNikos Kazancakis · Can Yayınları · 202420,6bin okunma