Ey benim İyim! Ey benim Güzelim! Yalpalamadan yürüdüğüm acımasız bandomızıka! Cinlerin işkence çarkı! Hurra, duyulmadık yapıt ve anlı şanlı beden, ilk kez! Çocukların gülüşleriyle başladı, bitecek onlarla bu. Kalacak bütün damarlarımızda bu ağu, dönerken bandomızıka, eski uyumsuzluğa kavuştuğumuzda bile. Ey şimdi bu işkenceleri hakkeden bizler! Getirelim özlemle yan yana, yaratılmış bedenimiz ve ruhumuza verilmiş o insanüstü sözleri: O sözleri, o çılgınlığı. İncelik, bilim, şiddet! Söz verildi bize iyilik ve kötülük ağacının karanlığa gömüleceği, zorba dürüstlüklerin sürüleceği, arınmış sevdiğimizi alıp götürelim diye. Bazı iğrenmelerle başladı bu ve bitiyor, —emanet edemeden bizi o sonsuzluğa hemen,— bitiyor kokular bozgunuyla bu.
Çocukların gülüşü, kölelerin suskunluğu, erdenlerin sertliği, burdaki biçimler ve nesnelerin ürpertisi, kutlu olsun anısıyla bu uyanışın. Hoyratça başlamıştı bu, alev ve buz meleklerle bitiyor işte.
Küçük esriklik uyanışı, kutsal! Bize ödül verdiğin maske karşılığında ancak. Onaylıyoruz seni, yöntem! Dün, biz yaştan her birine ün ve şan verdin, unutmuyoruz. İnancımız var ağuya. Ömrümüzü tümüyle verebiliriz her gün.
İşte Canakıyıcıların vakti.
Kişinin kendini geliştirme, dönüştürme ve yeniden icat etme emirleri, ki depresyon bunun arka yüzüdür, piyasaya kimlikle ilişkili ürünler arzetmesini gerektirir. İnsan ne kadar sık kimlik değiştirirse, üretimi de o denli tetiklenir. Endüstriyel disiplin toplumu değişmez, sabit bir kimliğe ihtiyaç duyarken, sanayi sonrasının başarıya ve performansa odaklı toplumu, üretimini yoğunlaştırmak için esnek bir kişiliğe muhtaçtır.
Evet, ben insanları mutsuz ettim ama sürekli olarak beni suçlamadılar, sadece sessiz kaldılar, sanırım kendi içlerinde bile beni suçlamadılar. Bu insanlar arasında sahip olduğum ayrıcalıklı bir özellik.