Kubilay Atmaca

Kubilay Atmaca
@Hindbrain
Sırt Çantalı Ex nihilo nihil fit, et in nihilum nihil potest reverti.
Kadınlara dair
Erkekler arasındaki doğal hissiyat, safi kayıtsızlıktır (aldırmazlıktır), buna mukabil kadınlar arasında bu, gerçek düşmanlık yahut husumettir. Bunun nedeni erkekler arasında odium figulinumun,* günlük iş ve ilişkilerle sınırlı olması (onların özel ilgi ve çıkar birliğinin ötesine geçmemesi), fakat kadınlar arasında bütün cinsi kucaklamasıdır, çünkü onların tek bir işi vardır. Hatta sokakta birbirleriyle karşılaştıklarında birbirlerine sanki Guelp- hler ve Ghibellineler* gibi bakarlar. Ve iki kadının tanışırken birbirlerine, iki erkeğin benzer bir durumda göstereceğinden daha büyük bir ihtiyat ve riyakarlıkla davranmaları bilinen bir husustur. Bu yüzdendir ki iki kadın arasında iltifat ve takdir ifadelerinin değiş-tokuşu iki erkek arasındakinden çok daha gülünçtür.
Sayfa 15 - Say Yayınları
Felsefe
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Mantıktan Yoksun Zeka Üzerine
Bir hayvan ile dışsal dünya arasında duran hiçbir şey yoktur; fakat bizimle dünya arasında bizim ona yönelik fikirlerimiz ve düşüncelerimiz yer alır hep ve bunlar çoğu kez, hem bizi dünyaya hem de dünyayı bize karşı erişilmez kılarlar. Sadece çocuklar ve aşırı eğitimsiz insanlar, söz konusu olduğunda bu duvar, kimi zaman öylesine incelir ki gerisinde neler olup bittiğini öğrenmek için etrafında şöyle bir dolanmamız kâfi gelir. Dolayısıyla hayvanlar, ne bir şeye niyet etme ne de duygularını gizleme yetilerine sahipler, yedekte hiçbir şeyleri yoktur. Bu bakımdan bir köpeğin, insanlarla olan ilişkisi cam bir su bardağının metal olanla ilişkisi gibidir ve bu da köpeğin kendisini bize bu kadar çok sevdirmesine büyük ölçüde yardım eder.
Sayfa 8 - Oda Yayınları
Felsefe
Şayet tecrübe ve düşünce kendi söyleyeceklerini söyleyecek olsalardı bu taktirde var olmayışın kesinlikle galibiyeti elde etmesi gerekecekti. Şayet mezarların kapısını çalacak ve ölülere tekrar dirilmek isteyip istemediklerini soracak olsaydık başlarını sallayacaklardı.
Sayfa 8 - Oda Yayınları
Felsefe
Ölüm korkusu aslında bütün bilgilerden bağımsızdır çünkü her ne kadar ölümü tanımıyor olsa da bir hayvanda da ölüm korkusu bulunur. Dünyaya gelen her varlık, en başından bu korkuyu da beraberinde getirir. Gerçekte bu korku, sadece a priori, hepimizin sahip olduğu yaşam isteminin ters tarafından başka bir şey değildir. Dolayısıyla her hayvandaki kendi yok oluşuna karşı duyduğu korku, tıpkı yaşamını sürdürme çabası gibi doğuştan gelir. Bu nedenle hayvanların kendilerini ve ondan da çok yavrularını tehlikeli olabilecek her şeyde korumaya çalışırken gösterdikleri kaygı dolu özen ve dikkatte kendini ortaya koyan da sadece acıdan kaçınma arzusu değil aynı zamanda bu ölüm korkusudur. Hayvanlar niçin kaçarlar, titrerler ve kendilerini saklamaya çalışırlar? Bunun nedeni yaşama istemidir sadece fakat tam da böyle olduğu için ölüme terk edilir ve zaman kazanmak isterler. İnsan da tabiatı gereği aynıdır. Kötülüklerin en büyüğü, her yerde tehdit unsuru olabilecek tek şey ölümdür; en büyük korku da ölüme karşı duyulan korkudur. Hiçbir şey içimizde başkalarının hayatına yönelmiş tehlikenin yaptığı kadar canlı ve böylesine karşı konulmaz bir ilgi uyandıramaz; hiçbir şey, bir idamdan daha korku verici olamaz. Buna göre burada ortaya çıkan ve yaşama karşı duyulan hudutsuz bağlılık bilgiden ve düşünceden kaynaklanıyor olamayacaktır. Bilakis bilgi ve düşünce dikkate alındığı zaman budalaca görünecektir çünkü yaşamın nesnel değeri son derece belirsizdir ve var oluşun var olmayışa tercih edilip edilmeyeceği en azından kuşku uyandıran bir şey olarak kalacaktır.
Sayfa 7 - Oda Yayınları
Felsefe
Hayat: Istırap ve Sefalet
Sahip olduğumuz sürece hayatın en büyük üç saadetini, yani sağlık, gençlik ve özgürlüğü fark etmeyiz, ne zaman ki kaybederiz ancak o zaman ayırdına varırız onların, çünkü onlar da (bir şeyin bizatihi varlığı değil) yokluk(u) halidir. Hayatımızın belli günlerinin mutlu olduğu dikkatimizi ancak bunların yerini mutsuz günler aldığında çeker. Zevkler ve hazlar arttıkça bunlara karşı duyarlılığımız azalır; alıştığımız şeyleri artık bir zevk olarak hissetmeyiz. Fakat acıya duyarlılığımız tam da bu şekilde artar; çünkü alıştığımız şeyin (kökünün) kesilmesini acı biçimde hissederiz. Dolayısıyla zaruri olanın ölçüsü sahip olmayla artar ve böylelikle acıyı hissetme kapasitesi de. Saatler ne kadar hoşça geçilirse o kadar çabuk tükenir, ne kadar acıyla geçirilirse o ölçüde uzadıkça uzar, geçmek bilmez, çünkü müspet mahiyete sahip olan şey zevk değil acıdır, onun bizzat mevcudiyeti kendisini hissettirir. Benzer şekilde eğlendiğimizde değil, sıkıldığımızda zamanın farkına varırız.
Sayfa 13 - Say Yayınları
Felsefe