Sevgili Pat,
Bir tahta yontuyordum, üstüne geldin, "Neden bana da yapmıyorsun? " dedin.
Ne istediğini sordum sana, "Bir kutu, " dedin sen.
"Ne kutusu? "
"İçine bir şeyler koymak için. "
"Ne gibi şeyler? "
"Neyin varsa, " dedin sen.
İşte istediğin kutu. Neyim varsa, hemen hepsi içinde, ama yine de dolmadı. Acı ve heyecan var içinde, iyi ve kötü duygular, karanlık ve aydınlık düşünceler... Umut etmenin tadı ve umutsuzluk...
Hepsinin üstünde de sana olan minnettarlığım ve sevgim var.
Ama kutu yine de dolmadı...
Kalbim
ölü mevsimler gibisin
bir şeyin görünmeyen iyi yanları gibi
ama bitti mevsim,
bir başka yolcu yok sana
fark etmez gibisin.
Kalbim
demir masanın küfü, örtünün yırtığı
camın kırığı, patlayan freni hayatımım
kalbim, anla, bitti mevsim
bir başka yolcu ypk sana.
Mevsimler birinden öbürüne çevrilirken, elimizi arı sokarken, bisikletten düşüp dizlerimizi kanatırken canımıza bir şey olurdu; hissederdim. Ama acıya dahil değildi yine de bunlar.
Günün saf ışığı yavaş yavaş ovadan geçecek birazdan.
Dağların ardından eflatun bir perde gibi dalgalanacak.
Sonra ışık hızıyla -evet ışık hızıyla- camın karnından içeri,
durgun, sessiz ve hep öyle kalacakmış gibi yayvan odaya vuracak.
Bir kapı, ötekine gıcırtıyla gerinerek açılacak,
mutfakta çayın sesi demlenmeye başlayacak.