Alper T.

Alper T.
@Huzuralp
Gündüz yarasalarıyız biz. # Oruç Aruoba #
null
An-kara
null, 8 Ağustos
67 okur puanı
Aralık 2017 tarihinde katıldı
9/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2018 43. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 21 Temmuz 2018 12:55
#kitapyorumu #okudumbitti DURKHEİM ÖLDÜ Polisiye mi seviyorsunuz? Sosyolojiye merakınız mı var? Sherlock Holmes karakteri ilginizi mi çekiyor? Sosyal teorisyenleri ve teorilerini incelemek mi istiyorsunuz? Bütün sorularınızın, merak ettiklerinizin, ilgilendiğiniz konuların bir kitap içerisinde toplandığımı söylersem ne düşünürsünüz? Arzu İşçi Demirel önerisiyle Ankara’da gittiğim Adil Han iş hanındaki “VE” kitabevinde gözüme ilişti. “Durkheim Öldü” diyordu kitap, kapağında Sherlock illüstrasyonu ile. Elime aldım ve bırakmadım kitabı – ki sahaflarda birçok kitaba ellemişliğim vardır-. Yeni kitaba Şenol Güneş gibi davranırım, biraz demlensin diye kitaplığımda bir süre geçirmesi gerekir. Kitaplığımın raflarında girmeden bitirdiğim nadir kitaplardan biri oldu “Durkheim Öldü” Önce yazarla başlamak istiyorum. Ülkemizde pek bilinmeyen, sadece 3 kitabı Türkçeye çevrilen ( Durkheim Öldü – Bir Postmodernist İçin Postmortem: Heretik Yayınları ve Kültür Eleştirisi: Pinyan Yayıncılık) yazar Arthur Asa Berger, San Francisco Üniversitesinde; Yayıncılık ve elektronik iletişim sanatları profesörüdür. Ülkemizde sadece 3 kitabının çevrilmesine rağmen 100 den fazla makalesi, çok sayıda kitap incelemesi ve 60 tan fazla kitabının yayınlanması- ki sadece 13 kitabı Çinceye çevrilmiş- beni pek şaşırttı. Daha çok kitabının dilimize çevrilerek okurlara sunulması gerektiğine inanıyorum. Akıcı bir dili, ciddi konuları farklı kurgularla okura yedirebilmesi ve düşün dünyasına etkileri düşünüldüğünde Türk okurların bu yazardan faydalanması gerektiği kanısındayım. Bir parantezde yayınevine açmak gerekiyor. Çoğumuzun bildiği büyük yayınevlerinin (Cem, Can, YKY, İş Kültür vb.) yanında çeviri kalitesinin ve fiyatlarının düşük olduğu, bu nedenle rağbet edilen yayınevleri pek revaçta günümüzde.
Durkheim Öldü!Arthur Asa Berger · Heretik Yayıncılık · 2014373 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
8/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2017 20. kitabı
"Cildine bakarak bir kitap hakkında hüküm verme" Fahrenheit 451, bilim kurgu yazarı Ray Bradbury’nin 1951 yılında kaleme aldığı distopik (ters ütopya, anti ütopya ne derseniz artık) bir eseridir. Kitabın nasıl ve ne durumda yazıldığı, bizzat Ray Bradbury tarafından kitabın Önsözünde okuyucuya açıklayıcı bir biçimde anlatılıyor. Bir kitapseveri, bir kitap kurdunu nasıl fark edebiliriz? Okul çıkışında çantasını evin kapısından fırlatıp, sokağa top oynamaya çıkan çocukların aksine ters istikamete yani kütüphaneye koşan bir çocuk görürseniz bilin ki o çocuk tam bir kitap kurdudur. İşte Ray Bradbury’de böyle bir çocukmuş. İskenderiye Kütüphanesinde çıkan 3 yangını öğrendiğinde ağlayan 9 yaşındaki bir çocuktan bahsediyoruz. Kitabın temasında –daha sonra bahsedeceğimiz- kitapları yakma eylemi üzerine var olan hassasiyet Ray Bradbury’de daha 9 yaşında başlamış anlayacağınız. Bunun yanı sıra 1934 de Almanya’da kitapları tutuşturan Hitler, Stalin ve onların kafadarlarının kibritleriyle ilgili söylentiler, ayrıca büyük büyükannesinin yargılandığı ama yanmaktan kurtulduğu cadı avı bu hassasiyeti etkileyen unsurlardan birkaçı. Düşünün kitapsever bir insanın en büyük korkusu ne olabilir? Kitapların yakılmasından başka… Bir kitabın distopya olmasını sağlayan ana unsur, gelecekte var olan ve totaliter baskıcı bir rejimi konu almasıdır mutlaka. Kitapta var olan öngörülerinin distopik öğeler barındırması, yazarın yaşadığı dönemden etkilendiği ve korkularının gerçekleşme olasılığının yüksek olmasındandır. Bradbury’nin yaşadığı dönemi ele alırsak, etkilenmemesi imkânsız bir dönemden bahsediyoruz. McCarthy döneminde yaşamış olan yazar zor zamanlar geçirdiğini itiraf etmekten çekinmiyor. Amerika-Rusya arasındaki Soğuk Savaşın en şiddetli günlerinde yaşanan korkuların bir süre sonra
Fahrenheit 451Ray Bradbury · İthaki Yayınları · 2022108,2bin okunma
Puan vermedi·211 syf.··
2018 42. kitabı
·
40 günde okudu
·
Okunma: 13 Temmuz 2018 19:43
I. Dünya Savaşı çıkmış; yazarların, sanatçıların bile dillerinde savaş naraları çınlıyor. Aralarından biri var ki, bu söylemlerden rahatsız ve şu ifadelerle anlatıyor savaşı: "Sevginin nefretten, anlayışın öfkeden daha yüce, barışın savaştan daha soylu nitelik taşıdığını, bu mutsuz dünya savaşının şimdiye kadar duyumsadığımızdan daha güçlü bir şekilde beyinlerimizin içine kazınması gerekir." Savaş karşıtlığı ile bilinen ( Nobel ödüllü) Hermann Hesse ‘nin “ Demian” kitabı ile davam ettim bu ayki serüvenime. Yer yer akan, yer yer tıkanan bir okuma deneyimi yaşattı bana kitap. Fakat kafamın içine,- çekiç bile değil -balyoz ile çakılmış çiviler ile bitirdim kitabı. Her sanatçı yaşamından parçaları eserlerine serpiştirir mutlaka. “Demian” da bu parçalardan birçoğu ile karşılaşıyorsunuz mutlaka. Kitabın ana karakteri olan Sinclair dindar sayılabilecek bir aileye sahiptir, tıpkı Hesse gibi. Sinclair, kendini fark etmeye başlayana kadar cennet gibi huzurlu bir evde-ailede- yaşadığını zannetmektedir. Bu huzur aslında içini kemirip rahatsızlığa yol açar sessizce. Küçük bir olay neticesinde ailesi ile problemler yaşamaya bile başlar, tıpkı Hesse gibi. Demian ile tanışınca, başlarda kabullenmemesine rağmen bir türlü kopamaz bu dostluktan. İkilemlere düşer, sorgulamaya başlar, karşı durmayı öğrenir, tıpkı Hesse gibi. Uzaklaşır ya da uzaklaşmak zorunda kalır Demian’ dan. Kendini içkiye verir ve kalabalıklar içinde kaybolmak ister başta fakat bu sefer karşısına müzisyen bir rahip çıkar. Fildişi kulesinde, yalnız başına toplumsal olanın hegemonyasından uzak durmaya çalışır, tıpkı Hesse gibi. Düşler dünyasında yol almaya başlar Sinclair; psikoz sanrılar içerisinde hayatı anlamlandırmaya çalışır, sevgiyi ve kendini arar, tıpkı Hesse gibi. Okuyucunun kafasında birçok soru: Demian kim?
DemianHermann Hesse · Can Yayınları · 20216,5bin okunma
Puan vermedi·528 syf.··
2018 9. kitabı
·
156 günde okudu
·
Okunma: 06 Mayıs 2018 09:43
Çok sevdiğim bir arkadaşın kütüphanesinde görmüştüm bu kitabı, yazar üzerine ve kitap üzerine o kadar heyecanlı konuşuyordu ki “Bu kitabı okumalıyım” diye içimden geçirdim. İçimden geçirdiğim kelimeleri meğerse dıştan da söylemişim. Önce arkadaştan zorla kitabı aldım okuyacağım diye, sonra baktım kütüphanemde yer alması gereken bir eser, kendime de bir tane sipariş ettim. Cengiz ÖZAKINCI araştırmacı yazar kimliğinin ete kemiğe bürünmüş halidir. -Türkiye’nin Siyasi İntiharı Yeni-Osmanlı Tuzağı - İBLİSİN KIBLESİ United States Of İrtica - Dünden Bugüne Türklerde DİL ve DİN - Amerikan İmparatorluğunun Sonu EURO-DOLAR SAVAŞI gibi araştırma kitaplarının yanında -Münevver -Neveser gibi romanları da bulunmaktadır. Yazarın akıcı bir dili olmakla birlikte savlarını belgelerle destekleyerek farazi konuşmadığını açık ediyor bizlere. Daha önceleri başka yayınevlerinde çıkan kitaplarını, artık kendi yayınevi olan “Otopsi Yayınları” altında basmaktadır. Aynı zamanda “Bütün Dünya” dergisinde yazılarına rastlayabilirsiniz. Kitaba gelince; ilk bölümde yazar bazı kavramlara açıklık getiriyor. İlericilik, gericilik, muhafazakârlık gibi kavramları nasıl kullandığımızı ve aslında ne manaya geldiklerini hiç sıkmadan anlatması ile kitabın içine çekiyor bizleri. “İlerici olsun, gerici olsun, tutucu olsun genellikle bütün ideolojiler kendilerine geçmişte bir kök arar, geçmişte düşlerinin gerçekleşmiş olduğu bir dönem yaşandığı savını ortaya atar; bir yitirilmiş cennet imgesi yaratır ve geçmişte yitirilmiş olan o cennet düzeni yeniden ve daha üst düzeyde kurmayı bir ülkü olarak gösterir (Syf.46)” ifadesinde yer alan Yitirilmiş Cennet olgusu bütün dinler ve birçok ideoloji tarafından nasıl oluşturulduğu, belgeler dahlinde anlatılıyor. İlerleyen bölümlerde bütün semavi dinlerin ve hatta çok
Din
İslam'da Bilimin Yükselişi ve ÇöküşüCengiz Özakıncı · Otopsi Yayınevi · 2016177 okunma
Puan vermedi·332 syf.··
2018 7. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 01 Nisan 2018 15:44
“Aynı ırmakta iki kez yıkanmaz” sözünü birçoğumuz duymuştur sanırım. Bende ilk duyduğumda alt metnini basitçe izah edebilmiştim kendime. Ancak Herakleitos’ un “Fragmanlar” ını okuduktan sora basite indirgemekle büyük hata ettiğimi fark ettim. Ben kimim ki basite indirgeyebileyim. Ki koca Sokrates bile kendisine Herakleitos’ un yapıtını okuyan Euripides’e şöyle demiş ‘ Anladıklarım çok güzel, öyle sanıyorum ki anlamadıklarım da. Herakleitos’ un derinliğine inebilmek için Deloslu bir dalgıç olmak gerekiyor.’ Kitaba geçmeden –Kim bu Herakleitos – deyip onunla ilgili birkaç husustan bahsetmemek olmaz.-Kim Bu Herakleitos……? Bu toprakların bağrından kopmuş derler ya, aynen öyle. Efesli Herakleitos deneydışı felsefenin en büyük düşünürü, günümüzün birçok bilimsel gerçeklerini, deneysel bilimden yüzyıllarca önce şaşırtıcı bir sezişle kavramış bir Filozoftur. Efesin aristokrat bir ailesinden gelen Herakleitos’ un yalnızca soyu değil düşüncesi de aristokrat. Kendisine teslim edilen Kral Rahipliğini kabul etmeyerek ve küçümseyerek kardeşine bırakmış. Yurdunda yaşanan sosyo-politik gelişmeleri beğenmeyip, yalnızlığı yeğleyerek köşeye çekilmiş. Bu yalnızlık içinde varlığın özünü kavramaya çalışan Herakleitos yığını hor görmüştür. Hatta bir gün Artemis tapınağında çocuklarla aşık oynarken, kendisine şaşkınca bakanlara: Ne şaştınız reziller, demiş, sizinle birlikte devleti yönetmek daha mı iyi sanki? Herakleitos doğuştan kazanılan soyluluktan çok bilgelik aracılığıyla elde edilen soyluluğa inanmıştır. Kalıcı şeyler varmış sanısına kapılmamız, değişmenin kuralsız değil de, belli bir düzene, belli bir ölçü ve yasaya göre olması yüzündendir. Bu ölçüye, bu yasaya Herakleitos “Logos” adını verir. (Logos’un tam anlamı, Yunancadan başka bir dile çevrilemiyor. Söz, anlam, düşünce, akıl
Felsefe
FragmanlarHerakleitos · Kabalcı Yayınları · 20052,067 okunma