Aa

Yedigey’in eski dostu jeolog Yelizarov’un anlattığına göre vaktiyle bura­ları baştan başa bitki örtüsüyle kaplıymış, çünkü o zaman başka bir iklim hüküm sürüyormuş, şimdikinden en az üç defa daha fazla yağmur yağarmış. Tabii hayat da bambaşka imiş o zamanlar. Sarı-Özek bozkırında yılkılar, ko­yun ve sığır sürüleri dolaşırmış.Yelizarov’un ballandıra ballandıra anlattığı o za­manlar herhalde çok gerilerde kalmıştı ve belki de istilacı Juan-Juanların gelişinden de eski idi. Buraları istila et­miş olan Juan-Juanlar çoktan tarihten silinmiş, izi tozu kalmamıştı. Yoksa, bunca insan Sarı-Özek’e nasıl yerle­şir, nasıl yaşardı? Yelizarov "Sarı-Özek bozkırın unutul­muş bir kitabıdır" derken hiç de haksız sayılmazdı. Yine Yelizarov’a göre Ana-Beyit mezarlığının hikâyesi de asıl­sız bir hikâye değildi. Bazı bilginler yalnız yazılı belgeleri tarih sayarlar. Peki, eskiden kitap-belge yazılmamışsa ne olacak?
Reklam
Yedigey "Ne biçim insanlar bunlar!" diye söylen­di nefretle. "Ne hale gelmiş bu nesil? Her şey önemli ama ölüm önemli değil!" Ve, kendi kendine soruyordu: "Eğer ölümün onlar için hiçbir önemi yoksa, yaşamanın da yoktur. Öyleyse niçin ve nasıl yaşıyor bu insanlar?"
Eski meseldi: Hür yaşamaya alışan köleliğe kolay kolay alışamaz.
Bu yerlerde trenler doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir, gider gelirdi... Bu yerlerde demiryolunun her iki yanında ıssız, engin, san kumlu bozkırların özeği San-Ozek uzar giderdi. Coğrafyada uzaklıklar nasıl Greenwich meridyeninden başlı­yorsa, bu yerlerde de mesafeler demiryoluna göre hesaplanırdı.Trenler ise doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir, gider gelirdi.

Aa

, bir kitap okudu
Puan vermedi·208 syf.·
2021 32. kitabı
Paola Peretti
8.5/10 · 15,7bin okunma
Reklam