İnsanın iç dünyası ile dışa dönük tercihleri arasındaki derin irtibatı işaret eder. Çünkü İslamî ölçülerde insan, sadece aklıyla değil, kalbi ve zevkleriyle de bir bütün olarak değerlendirilir; hangi şeye meylettiği, neyi güzel bulduğu, aslında neyi hakikat saydığının bir yansımasıdır. Bayağı zevkler, yani nefsin kolayına gelen, hakikatten uzak ve yüzeysel olan tercihler, zamanla idraki de sığlaştırır; tefekkürün ufkunu daraltır ve düşünceyi sıradanlaştırır. Oysa asalet, hem düşüncede hem yaşayışta bir istikamet ve ölçü gerektirir; bu da ancak hakikate yönelen bir zevk terbiyesiyle mümkündür. Benim dünyamda bu durum, Müslümanın dünyayı algılayışındaki ciddiyetle doğrudan ilişkilidir: İnsan neyi seviyorsa ona benzer ve neyle oyalanıyorsa onun kadar derinleşir. Dolayısıyla zevklerin arınması, sadece estetik bir tercih değil, aynı zamanda imanın ve düşüncenin izzetini koruma çabasıdır. B'E