Zayıf ve çelimsizdi Cafer. Kara kuru... Biri gelip elini onun omzuna atsa dokunduğu yerden kemiklerinin röntgenini çekerdi ve hatta ayaktayken bunu yapsa düşüverecek zannederdi. Yağmurlu havalarda müşteri siparişi olduğunda bakkala çakkala gitmek için hazırlansa küfrün kallavisini yemeyi göze alıp “Aman, Cafer’im, şemsiyeyi bırak istersen havaya uçarsın.” diye takılmadan edemezlerdi.