Ah, uygarlık! Şimdi anlıyorum ne mal olduğunu! Keşke insanlar vahşi kalsalarmış! Çünkü bu “vahşi”, yüreğinizi parçalayacak kadar sefil olmasına karşın, gönlünde tek değerli uygarlık ışığını taşıyordu: İyilik. Oysa biz, onu ezen, insanları sefalete mahkum eden, sonra da kapısına “burada dilencilik ve seyyar satıcılık yapmak yasaktır” yazısını asan o uygarlığa mensup iki insandık.
“Hayat umulmadık andaki değişimleriyle var ya da yok eder insanı. Öylesine sürprizlerle doludur ki; sırtındaki küfeyi alır kiminden, elmasları yükler taş yerine kimine.”
" ... dürüstlük nedir sence? Komşunun cebindeki saati aşırmamak mı? Yo, o kadar kolay değil. Hepsi o kadar olsaydı, insanların yüzde doksan beşi dürüst sayılırdı. Oysa görüyorsun ki değiller. Dürüstlük bir fikri savunabilme yeteneğidir. Altında da düşünebilme yeteneğinin var olması gerekir. Düşünmek, ödünç alınabilecek, rehine konabilecek bir şey değildir."
"Sevgi; bir saygıdır, tapmadır, onurdur, yukarıya doğru bakıştır. Pis yaraların sargısı değildir. Ama onlar bunu bilmez. Sevgiden en çok söz edenler, onu hiç hissetmeyenlerdir. Anlayış, acıma, nefret ve genel kayıtsızlığı karıştırıp bir çorba yapar, adına sevgi derler."