Şahane bir sabahtı, taptaze. Gökyüzünün duru, uçuk mavisi üzerine benekli minik bulutlar kuzu tüyü gibi konmuş duruyorlardı. İnce bir çiğ tabakası yapraklarla otlara yayılmış, örümcek ağlarını ışıltılı gümüşe boyanmıştı. Nemli kara toprak hâlâ şafağın kızıl rengiyle tüter gibiydi ve göğün her köşesinden yere tarla kuşlarının şakımaları yağıyordu.