Agırî

0 ile 1 sayısı misali ile Hudûs ve imkan delili
Matematiksel imkân delili ↘️ Sayıların dünyası aslında varlığın aynasıdır. 2’nin, 3’ün, sonsuz çokluğun ayakta durabilmesi için önce bir “1”e ihtiyacı vardır. “1” olmadan toplama olmaz, çarpma olmaz, hiçbir nicelik doğmaz. Bu en basit matematiksel gerçek, varlığın hakikatine işaret eder. Çünkü âlem de böyledir: Çokluk, birlik olmadan var olamaz. Biz etrafta gördüğümüz her şeyin varlığını ancak yoklukla karşılaştırarak biliriz. Işığı karanlıkla, varı yokla, doluyu boşla tanırız. Bu da gösterir ki mahlukatın varlığı kendinden değildir; bir başkasının varlığıyla ayakta durur. İşte o başkası, varlığı kendinden olan “Bir”dir. Sıfırdan bire geçişte bir failin elini görmek gibi, âlemin ademden vücuda geçişinde de bir “Kün” emri vardır. Çokluk zıttıyla kaimdir, ama o zıtlığın anlam kazanması için zıttı olmayan Bir’in varlığı şarttır. Ve o Bir, matematikteki 1’den de ötedir; çünkü O’nun zıttı, benzeri, ortağı yoktur. Matematik ilmi üzerinde mantık yürüttüğümüzde sayıların varlığı Allah'ın var ve bir olduğunu gösterir. Sıfır tek başına bir sayı değildir . Çünkü yokluğu temsil eden bir işarettir. Sıfır felfesi anlamı açısından mutlak olarak yok hükmündedir. Sıfıra bir sayısı eklenince veya bire dönüşünce sayı olur varlığı kabul edilir. Sayılar da işaret ettiği varlıklara nispeten var olduğuna göre sıfır da olmayan hükmünde yokluk demektir. Yokluğun dini ve felsefi açıdan söz konusu olması Allah'ın varlığını kabul edip etmeme açısından bir imtihandır. Herşey zıttı ile kaimdir sözü bu açıdan çok anlamlıdır. Yokluk ve onu işaret eden sıfır bilinmeli ki varlık veya sayılar anlaşılsın. Allah'ın varlığını inkâr edenler bu açıdan sıfırı varlık olarak kabul edip sayıları oluşturan bir sayısının varlığını inkâr etmelerine benzer. Sıfıra bir varlığın işareti olarak sayı demek aklen
Felsefe
Agırî
Kısaca: Senin kurduğun delile kelamda *“İmkân ve Hudus delili”*nin sayılara uyarlanmış bir versiyonu diyebiliriz. “Hendese” ya da “matematik delili” diye ayrı bir kategori yok klasik kaynaklarda. Açayım: *1. Hudus Delili* Temel mantık: “Her sonradan olanın bir muhdis’i vardır”. Evren değişiyor, hareket ediyor, parçalı. Demek ki sonradan olmuş. Sonradan olan kendiliğinden var olamaz, bir var ediciye muhtaçtır. Senin argümandaki “0’dan 1’e geçiş”, “sonsuz geriye gidişin imkansızlığı” kısmı tam buraya giriyor. Evrenin bir başlangıcı olmalı, o başlangıcı veren de kendisi sonradan olmayan bir varlık olmalı. *2. İmkân Delili / Burhan-ı İmkân* Temel mantık: “Her mümkün varlığın varlığı vacip bir varlığa muhtaçtır”. 2, 3, 4 gibi sayılar “bir” olmadan yok hükmünde dedin ya, bu tam İmkân delilinin iskeleti. Mümkün varlıklar kendi başlarına var olamaz, vâcibü’l-vücud olan bir varlığa dayanmak zorunda. İbn Sina’nın en çok kullandığı delil bu. *3. “Hendese/Matematik Delili” der miyiz?* Klasik kelam kitaplarında böyle ayrı bir isim yok. Ama Gazali, Razi, Teftazani gibi alimler evrendeki nizamı, ölçü ve düzeni delil yaparken “inandık ki âlem hikmet ve ölçü üzeredir” derler. Senin sayı üzerinden gidişin buna yakın. Çağdaş dönemde bazıları buna “Matematiksel İncelik Delili” diyor. Ama teknik terim olarak kabul göreni değil. *Sonuç:* Senin anlattığın şey kelam literatüründe en doğru şekilde *“Burhan-ı İmkân ve Hudus’un matematiksel temsilidir”* denir. Halk arasında anlatırken “Matematik delili” demek anlaşılır olur, ama ders, kitap yazarken “İmkân delili” demek daha isabetli. İstersen bu argümanı Gazali’nin _el-İktisad fi’l-İtikad_ veya İbn Sina’nın _el-İşarat_’taki İmkân deliliyle yan yana koyup benzerlikleri göstereyim mi?
Reklam
0 ile 1 sayısı misali ile Hudûs ve imkan delili
Matematiksel imkân delili ↘️ Sayıların dünyası aslında varlığın aynasıdır. 2’nin, 3’ün, sonsuz çokluğun ayakta durabilmesi için önce bir “1”e ihtiyacı vardır. “1” olmadan toplama olmaz, çarpma olmaz, hiçbir nicelik doğmaz. Bu en basit matematiksel gerçek, varlığın hakikatine işaret eder. Çünkü âlem de böyledir: Çokluk, birlik olmadan var olamaz. Biz etrafta gördüğümüz her şeyin varlığını ancak yoklukla karşılaştırarak biliriz. Işığı karanlıkla, varı yokla, doluyu boşla tanırız. Bu da gösterir ki mahlukatın varlığı kendinden değildir; bir başkasının varlığıyla ayakta durur. İşte o başkası, varlığı kendinden olan “Bir”dir. Sıfırdan bire geçişte bir failin elini görmek gibi, âlemin ademden vücuda geçişinde de bir “Kün” emri vardır. Çokluk zıttıyla kaimdir, ama o zıtlığın anlam kazanması için zıttı olmayan Bir’in varlığı şarttır. Ve o Bir, matematikteki 1’den de ötedir; çünkü O’nun zıttı, benzeri, ortağı yoktur. Matematik ilmi üzerinde mantık yürüttüğümüzde sayıların varlığı Allah'ın var ve bir olduğunu gösterir. Sıfır tek başına bir sayı değildir . Çünkü yokluğu temsil eden bir işarettir. Sıfır felfesi anlamı açısından mutlak olarak yok hükmündedir. Sıfıra bir sayısı eklenince veya bire dönüşünce sayı olur varlığı kabul edilir. Sayılar da işaret ettiği varlıklara nispeten var olduğuna göre sıfır da olmayan hükmünde yokluk demektir. Yokluğun dini ve felsefi açıdan söz konusu olması Allah'ın varlığını kabul edip etmeme açısından bir imtihandır. Herşey zıttı ile kaimdir sözü bu açıdan çok anlamlıdır. Yokluk ve onu işaret eden sıfır bilinmeli ki varlık veya sayılar anlaşılsın. Allah'ın varlığını inkâr edenler bu açıdan sıfırı varlık olarak kabul edip sayıları oluşturan bir sayısının varlığını inkâr etmelerine benzer. Sıfıra bir varlığın işareti olarak sayı demek aklen
Felsefe
Agırî
Verdiğin argüman, klasik kelam ve felsefede "vâcibü’l-vücud" ve "imkân delili" diye bilinen akıl yürütmenin sayılar üzerinden yapılmış bir versiyonu. Mekanizmayı 3 başlıkta açayım: 1. Sıfır ve "yokluk" meselesi Matematikte sıfır, "hiçlik" değil, "boş kümenin kardinalitesi" yani bir miktar kavramı. Nicelik olarak yokluğu temsil ediyor ama kendisi bir sembol, bir kavram olarak var. Senin dediğin noktaya gelirsek: Sıfıra 1 ekleyince sayılar serisi başlıyor. Bu, "yoktan bir şeyin çıkması" değil, "potansiyelden fiile geçiş" gibi okunabilir. Felsefede de varlık zincirinin bir ilk sebebe dayanması gerektiği fikri tam buraya oturuyor. Sonsuza kadar geriye giden nedensellik zinciri, sebep-sonuç ilişkisinin kendisini anlamsız kılar. Çünkü açıklanacak hiçbir şey kalmaz. 2. "Bir"in önceliği ve çoğulluk 2 = 1+1, 3 = 1+1+1... Yani çoğulluk, birliğin tekrarı ve terkip edilmesiyle oluşuyor. Bu matematiksel yapı, İslam felsefesinde Allah’ın "Vahid" ve "Ehad" oluşuyla ilişkilendirilir. Çokluk, birliğe muhtaçtır. Birlik olmadan çokluk da olmaz. Senin dediğin gibi: "Bir" yoksa 2, 3, 4’ün de varlığı anlamsız kalır. Bu da yaratılmış çokluğun, yaratılmamış bir tekliğe dayanması gerektiği fikrine paralel. 3. Materyalist "doğaya atfetme" eleştirisi "Doğa yaptı" dediğinde doğayı yine bir sebep zincirinin içine koymuş oluyorsun. Doğa dediğin şeyin kendisi değişen, parçalı, bağımlı bir varlık. Bağımlı olan şey kendi varlığının sebebi olamaz. O yüzden akıl, zinciri kıracak bir "kendiliğinden var olan" arar. İşte kelamda bu, "Bir olan, her şeye muhtaç olmayan, her şeyin kendisine muhtaç olduğu" varlık olarak tanımlanır. İhlas Suresi’ndeki "Kul hüvallahu ahad" ayeti de bu akli neticeye işaret eder: Çokluk ve değişim içindeki âlem, bir ve değişmez bir kaynağa muhtaç. Küçük bir not Matematik tek başına "Allah vardır" demez. Matematik tutarlı bir dil. Ama senin yaptığın gibi, matematiksel yapıyı metafizik bir çerçeveyle okuduğunda, "birlik-çokluk, yokluk-varlık, sebep-sonuç" ilişkileri Allah’ın varlığına ve birliğine işaret eden bir delile dönüşebiliyor. Bu yüzden İbn Sina, Gazali gibi alimler de sayısal ve mantıksal öncüller üzerinden benzer deliller kurmuştu.
Şeriat(Kurallar)Zamanın Hakikatine uymaktır.
Maddenin başında,Meclisin ilk görevi olmak üzere"şeriat hükümlerinin yürütülmesi yer alır.İşte bunun nasıl bir görev ve şeriat hükümlerinden amacın ne olduğunu anlatmakta sıkıntı çekenler vardır.Çünkü sözü geçen maddede,Büyük Millet Meclisinin,"kanunları yapmak,değiştirmek,yorumlamak,yürürlükten kaldırmak v.b."gibi belirtilen ve sayılan görevleri o kadar geniş kapsamlı ve açıktır ki,"şeriat hükümlerinin yürütülmesi"diye ayrıca başlıbaşına bir kilişenin yer alması gereksiz sayılmaktadır.Çünkü "şeriat" demek kanun demektir."Şeriat hükümleri "demek "kanun hükümleri "demekten başka bir şey değildir ve olamaz.Başka türlüsü çağdaş hukuk anlayışı ile bağdaştırılamaz.Mustafa Kemal Atatürk (Kitap yazısı dışında bende bu konuda birşeyler söylemeliyim,Arapça'da şerait koşullar demek iken şeriat ise kurallar,kanun gibi anlamlara geliyor.Bu anlaşılmadığı için şeriat isteriz yada kahrolsun şeriat gibi cahilce yapılan söylemler oluyor.Mecelle'de şeriat zamana göre değişir derken yaşamın aynı kalmadığı için değişeceği ifade edilirken İmam Maturidi ise şeriat din değildir hükümler değişir aynı kalsaydı kişi din değiştiren durumuna düşerdi demektedir.İmam Azam-ı Ebu Hanife’de şeriat’ın değişken olduğunu söyler.Bu mecelle’de de şeriat değişkendir hükmü taşır.Yaşam ile ilgili hükümler T.B.M.M.de verilirken dini konuların,ibadetlerin hükümleri "şeriat"yani diyanet işleri başkanlığında yürütülmektedir.Şeriat'in dini olduğu kadar yaşamsal olan zamanın hukuku ilgili hükümlerini mesela Gazali'nin evliliği dini değil hukuksal konu olarak ele aldığını gördüğümüzde şeriat'ın bölümleri daha iyi anlaşılacaktır.Diyanet demek şeriat işleri demekten başka bir şey değildir,aynı şey T.B.M.M. içinde geçerlidir.Taassub'u önlemek için din ve devleti işleri ayrılmıştır. )
Sayfa 343 - Tutku Yayınevi·Kitabı okudu
Entelektüel Tekamül isimli okura yanıt verildi
Agırî
Entelektüel Tekamül Casiye Suresi 18. ayet, Allah'ın Peygamber'e (s.a.v.) vahiy yoluyla bir şeriat (din) verdiğini ve bu şeriata uymayı emrettiğini belirtir. Ayet şöyle diyor: "ثُمَّ جَعَلْنَاكَ عَلٰى شَر۪يعَةٍ مِنَ الْاَمْرِ فَاتَّبِعْهَا وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَٓاءَ الَّذ۪ينَ لَا يَعْلَمُونَ" "Sonra seni, (İlahi) emre dayalı bir şeriat üzere kıldık; (öyleyse) sen ona uy da, bilmeyenlerin heva (istek ve tutku) larına uyma." Bu ayet, Peygamber'e (s.a.v.) verilen şeriatın, insanların kurtuluşu için bir rehber olduğunu vurgular. Aynı zamanda, insanların kendi arzularına uymaktan kaçınmaları ve Allah'ın emirlerine itaat etmeleri gerektiğini belirtir ¹ ² ³. *Ayetin Tefsiri:* - İsrâiloğulları, din emanetini taşıyamaz hale gelince, Allah bu din ve şeriat emanetini Hz. Muhammed'e (s.a.v.) verdi. - Bu şeriat, insanların iman, ibadet ve ahlâka yönelmelerine rehberlik eder. - Allah, Peygamber'e (s.a.v.) ve müminlere bu şeriata uymayı emreder. - Bilgisizlerin arzularına uymaktan kaçınmak gerekir ⁴ ¹ ². *İnmesi:* Casiye Suresi, Mekke'de nâzil olmuştur. 37 âyettir ve adını 28. âyette geçen "câsiye" kelimesinden alır ².
Şeriat(Kurallar)Zamanın Hakikatine uymaktır.
Maddenin başında,Meclisin ilk görevi olmak üzere"şeriat hükümlerinin yürütülmesi yer alır.İşte bunun nasıl bir görev ve şeriat hükümlerinden amacın ne olduğunu anlatmakta sıkıntı çekenler vardır.Çünkü sözü geçen maddede,Büyük Millet Meclisinin,"kanunları yapmak,değiştirmek,yorumlamak,yürürlükten kaldırmak v.b."gibi belirtilen ve sayılan görevleri o kadar geniş kapsamlı ve açıktır ki,"şeriat hükümlerinin yürütülmesi"diye ayrıca başlıbaşına bir kilişenin yer alması gereksiz sayılmaktadır.Çünkü "şeriat" demek kanun demektir."Şeriat hükümleri "demek "kanun hükümleri "demekten başka bir şey değildir ve olamaz.Başka türlüsü çağdaş hukuk anlayışı ile bağdaştırılamaz.Mustafa Kemal Atatürk (Kitap yazısı dışında bende bu konuda birşeyler söylemeliyim,Arapça'da şerait koşullar demek iken şeriat ise kurallar,kanun gibi anlamlara geliyor.Bu anlaşılmadığı için şeriat isteriz yada kahrolsun şeriat gibi cahilce yapılan söylemler oluyor.Mecelle'de şeriat zamana göre değişir derken yaşamın aynı kalmadığı için değişeceği ifade edilirken İmam Maturidi ise şeriat din değildir hükümler değişir aynı kalsaydı kişi din değiştiren durumuna düşerdi demektedir.İmam Azam-ı Ebu Hanife’de şeriat’ın değişken olduğunu söyler.Bu mecelle’de de şeriat değişkendir hükmü taşır.Yaşam ile ilgili hükümler T.B.M.M.de verilirken dini konuların,ibadetlerin hükümleri "şeriat"yani diyanet işleri başkanlığında yürütülmektedir.Şeriat'in dini olduğu kadar yaşamsal olan zamanın hukuku ilgili hükümlerini mesela Gazali'nin evliliği dini değil hukuksal konu olarak ele aldığını gördüğümüzde şeriat'ın bölümleri daha iyi anlaşılacaktır.Diyanet demek şeriat işleri demekten başka bir şey değildir,aynı şey T.B.M.M. içinde geçerlidir.Taassub'u önlemek için din ve devleti işleri ayrılmıştır. )
Sayfa 343 - Tutku Yayınevi·Kitabı okudu
Entelektüel Tekamül isimli okura yanıt verildi
Agırî
Entelektüel Tekamül Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse (siyasi, ekonomik, ilmi ve ahlâki konularda çözüm üretirken ve kanun hazırlarken, hiçbir engelleyici mazeret ve mecburiyeti bulunmadığı halde, Kur’an’ın emir ve yasaklarını temel ölçü edinmezse); işte onlar kâfirlerin ta kendileridir. Madie 44. Ayet meali *Maide Suresi 44. Ayet Tefsiri:* "Biz Tevrat'ı (Bize indirlen Kur'an gibi)indirdik. İçinde hidayet ve nur vardır. Kendilerini (Allah'a) teslim eden peygamberler, Yahudilere onunla hükmederlerdi. (O peygamberler) Allah'ın Kitabı'na (Tevrat'a) göre hükmederlerdi. Çünkü Allah'ın Kitabı (bize Kur'an )onlara emanet edilmişti. Onlar da (Tevrat'ın Allah'ın Kitabı olduğuna) şahit idiler. O halde insanlardan korkmayın, benden korkun ve ayetlerimi az bir bedel karşılığında satmayın. Kim Allah'ın indirdiği (Kur'an ile) ile hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin ta kendisidirler." *Tefsir:* - Ayet, Tevrat'ın Allah tarafından indirildiğini ve içinde hidayet ve nur olduğunu belirtir. - Peygamberler, Tevrat'a göre hükmederlerdi ve Allah'ın Kitabı'na emanet edilmişlerdi. Peygamberimiz sav. Ve müminler de  Kur'an ile hükmetmek farz oldu. - Allah, insanlardan korkmamayı ve ayetlerini az bir bedel karşılığında satmamayı emreder. - Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse, kâfirlerin ta kendisidir .
Şeriat(Kurallar)Zamanın Hakikatine uymaktır.
Maddenin başında,Meclisin ilk görevi olmak üzere"şeriat hükümlerinin yürütülmesi yer alır.İşte bunun nasıl bir görev ve şeriat hükümlerinden amacın ne olduğunu anlatmakta sıkıntı çekenler vardır.Çünkü sözü geçen maddede,Büyük Millet Meclisinin,"kanunları yapmak,değiştirmek,yorumlamak,yürürlükten kaldırmak v.b."gibi belirtilen ve sayılan görevleri o kadar geniş kapsamlı ve açıktır ki,"şeriat hükümlerinin yürütülmesi"diye ayrıca başlıbaşına bir kilişenin yer alması gereksiz sayılmaktadır.Çünkü "şeriat" demek kanun demektir."Şeriat hükümleri "demek "kanun hükümleri "demekten başka bir şey değildir ve olamaz.Başka türlüsü çağdaş hukuk anlayışı ile bağdaştırılamaz.Mustafa Kemal Atatürk (Kitap yazısı dışında bende bu konuda birşeyler söylemeliyim,Arapça'da şerait koşullar demek iken şeriat ise kurallar,kanun gibi anlamlara geliyor.Bu anlaşılmadığı için şeriat isteriz yada kahrolsun şeriat gibi cahilce yapılan söylemler oluyor.Mecelle'de şeriat zamana göre değişir derken yaşamın aynı kalmadığı için değişeceği ifade edilirken İmam Maturidi ise şeriat din değildir hükümler değişir aynı kalsaydı kişi din değiştiren durumuna düşerdi demektedir.İmam Azam-ı Ebu Hanife’de şeriat’ın değişken olduğunu söyler.Bu mecelle’de de şeriat değişkendir hükmü taşır.Yaşam ile ilgili hükümler T.B.M.M.de verilirken dini konuların,ibadetlerin hükümleri "şeriat"yani diyanet işleri başkanlığında yürütülmektedir.Şeriat'in dini olduğu kadar yaşamsal olan zamanın hukuku ilgili hükümlerini mesela Gazali'nin evliliği dini değil hukuksal konu olarak ele aldığını gördüğümüzde şeriat'ın bölümleri daha iyi anlaşılacaktır.Diyanet demek şeriat işleri demekten başka bir şey değildir,aynı şey T.B.M.M. içinde geçerlidir.Taassub'u önlemek için din ve devleti işleri ayrılmıştır. )
Sayfa 343 - Tutku Yayınevi·Kitabı okudu
Entelektüel Tekamül isimli okura yanıt verildi
Agırî
Entelektüel Tekamül *1. Hüküm yalnız Allah'ındır* *Maide 44:*  _"Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin ta kendileridir."_  *Görüş:* Laiklik, Allah'ın hükmünü devletten kaldırıp beşeri kanun koymaktır. Bu ayet, Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyeni kâfir sayar. *Yusuf 40:*  _"Hüküm, yalnızca Allah'ındır. O, kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir."_  *Görüş:* Kanun koyma yetkisini Allah'tan alıp meclise vermek, hükmü Allah'tan başkasına vermektir. *Maide 50:*  _"Yoksa cahiliye hükmünü mü istiyorlar? Yakinen inanan bir toplum için Allah'tan daha güzel hüküm veren kim vardır?"_  *Görüş:* Laik kanunlar "cahiliye hükmüdür". Allah'ın hükmü varken beşeri hüküm istemek bu ayete girer. *2. Allah ve Resulünün hükmüne razı olmak şart* *Nisa 65:*  _"Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlıkta seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükme içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar."_  *Görüş:* Laiklik, şeriat mahkemesini kaldırıp laik mahkemeyi hakem kılar. Bu ayet imanın şartını Resulün hükmüne teslim olmak yapıyor. *Ahzab 36:*  _"Allah ve Resulü bir işe hükmettiği zaman, mümin bir erkek ve mümin bir kadına o işlerinde kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur."_  *Görüş:* Laik sistem "halk seçer, meclis kanun yapar" der. Ayet ise Allah hükmettiyse seçim hakkı olmadığını söylüyor. *3. Tağutu reddetmek imanın şartı* *Bakara 256:*  _"Kim tağutu inkâr edip Allah'a iman ederse, kopmak bilmeyen sağlam kulpa yapışmıştır."_  *Görüş:* Tağut: Allah'tan başka hüküm koyan, Allah'ın hükmünü kaldırandır. Laik devlet tağuttur. Onu reddetmeden iman olmaz. *Nisa 60:*  _"Sana indirilene ve senden önce indirilene inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Tağutun önünde muhakeme olmak istiyorlar. Oysa onu inkâr etmekle emrolunmuşlardı."_  *Görüş:* Laik mahkemede yargılanmak, tağutun önünde muhakeme olmaktır. *4. Dini hayattan ayırmak* *Tevbe 31:*  _"Onlar Allah'ı bırakıp hahamlarını, rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih'i rabler edindiler. Oysa tek bir ilaha ibadet etmekle emrolunmuşlardı."_  *Görüş:* Ayetin tefsirinde Peygamber sav: "Onlar helali haram, haramı helal yaptılar, halk da uydu. İşte bu onlara ibadettir" dedi. Laiklik de meclisi "helal-haram koyucu" yapar. *Şura 21:*  _"Yoksa onların, Allah'ın izin vermediği şeyleri kendilerine din kılan ortakları mı var?"_  *Görüş:* Laik kanunlar, Allah'ın izin vermediği yeni bir "din" koymaktır. *5. İslam tam teslimiyettir* *Bakara 208:*  _"Ey iman edenler! Hepiniz topluca silme/bütünüyle İslam'a girin."_  *Görüş:* Laiklik "din vicdanda, devlet işine karışmaz" der. Ayet "bütünüyle girin" diyor. Dini devletten ayırmak olmaz. *Casiye 18:*  _"Sonra seni de din konusunda bir şeriat sahibi kıldık. Sen ona uy, bilmeyenlerin hevalarına uyma."_  *Görüş:* Şeriat terk edilip heva/çoğunluk reyine uyulursa bu ayete muhalefet olur. *Özet mantık:*  Bu görüşe göre laiklik = Allah'ın indirdiği hükmü kaldırıp beşeri hüküm koymak = Maide 44'e göre küfür. Çünkü kanun koyma hakkı yalnız Allah'ındır. Dini devlet işinden ayırmak, Bakara 208'e göre İslam'a "bütünüyle" girmemektir. Bu deliller, "laiklik kâfirliktir" diyen alimlerin kullandığı ayetler ↘️ *Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır'a göre laiklik ve şeriatla hükmetmemek* Elmalılı, _Hak Dini Kur'an Dili_ tefsirinde bu konulara özellikle Maide 44-50 ayetlerinde değinir. Laiklik kelimesini doğrudan kullanmaz ama "Allah'ın hükmüyle hükmetmemek" konusunu detaylı işler. *1. Elmalılı'ya göre "Laiklik" kavramı* Elmalılı 1926-1938 arası tefsiri yazdı. Laiklik 1928 ve 1937'de anayasaya girdi. O dönemde "la-dinî" yani "dinsizlik" karşılığı kullanılıyordu. Elmalılı tefsirinde batıdaki laikliği şöyle anlatır: *Bakara 256 tefsiri:* _"Dinde zorlama yoktur... Şu halde din ile dünya işleri ayrılmalıdır demek, dinin dünya ile alakasını kesmektir. Halbuki din, dünyanın nizamı içindir."_ *Özet:* Dini vicdana hapsedip devlet işinden ayırmaya karşı çıkar. Din sadece ahiret değil, dünya nizamı içindir der. *2. Maide 44: "Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse..."* *Elmalılı'nın tefsiri:* *1. Kime hitap?* _"Bu ayet evvela Yahudiler hakkında nazil olmuştur. Sonra hükmü umumidir. Her kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse..."_ *2. "Kâfirler" kim?* Elmalılı 3 ihtimal sayar: a) *İnkâr ederek hükmetmeyen:* Allah'ın hükmünü beğenmeyip, batıl görüp başka kanun koyan. *Bu büyük küfürdür, dinden çıkarır.* b) *İkrar edip uygulamayan:* Allah'ın hükmü haktır der, ama nefsine uyup uygulamaz. *Bu büyük günah, fısktır, zulümdür. Ama dinden çıkarmaz.* Maide 45: zalimler, Maide 47: fasıklar. c) *Zorla, tehditle hükmedemeyen:* Kalbi imanla dolu, ama eli bağlı. *Bu mazurdur.* *Kendi cümlesi:* _"İndirilen ahkâmı istihfaf ederek, yani hakir görerek veya inkâr ederek hükmetmeyenler kâfirdir. Fakat kabul edip de tatbik etmeyenler fasık ve zalimdir."_ *3. Şeriatla hükmetmemek ne zaman küfür olur?* Elmalılı'ya göre 2 şart var: DurumHükümDelil 1. İnkâr + istihfafKüfürAllah'ın hükmünü beğenmiyor, "bu çağda olmaz" diyor, batıl görüyor. 2. Kabul + tatbik yokBüyük günah, fısk, zulüm"Haktır ama yapamıyorum, nefsime uydum" diyor. Dinden çıkmaz ama zalimdir. *Maide 50 tefsiri:* _"Cahiliye hükmü aramak, Allah'ın hükmünü beğenmemek demektir. Bu ise küfürdür."_ Yani kanunu beğenmeyip değiştirmek küfür. Uygulayamamak fısk. *4. Laiklik = Küfür mü? Elmalılı'ya göre* Elmalılı doğrudan "Laiklik küfürdür" demez çünkü o dönem anayasa yeni değişiyor. Ama prensibi net: 1. *Allah'ın hükmünü kaldırıp beşeri kanun koymak, eğer "Allah'ınki yetersiz, çağa uymaz" diye yapılırsa küfürdür.* 2. *"Şeriat haktır ama biz uygulayamıyoruz" denirse fısk ve zulümdür, küfür değil.* 3. *Dini devletten ayırmak:* Bakara 208 tefsirinde _"Silme İslam'a girin"_ ayetini açıklar: "Din yalnız vicdan işi değildir. Muamelata, hukuka, devlete de şamildir. Ayırmak olmaz." *5. Özet: Elmalılı'nın ölçüsü* *Küfür olması için:* Allah'ın hükmünü inkâr, hakir görme, batıl görme şart. *Laik kanun koyan kişi:* Eğer "Kur'an kanunu geri, medeni kanun ileri" diyorsa Elmalılı'ya göre Maide 44'teki kâfir olur. *Uygulayamayan:* "Haktır ama gücüm yetmiyor" diyorsa fasık/zalim olur, kâfir olmaz. *Kendi ifadesi Maide 44 tefsiri sonu:* _"Velhasıl Allah'ın indirdiği ile hükmetmemek, onu inkâr ve istihfaf suretiyle olursa küfür, ikrar ile beraber tatbik etmemek suretiyle olursa zulüm ve fısktır."_ Yani Elmalılı'ya göre mesele kalpte. İnkâr varsa küfür. Tembellik/nefis varsa büyük günah. Kaynak: _Hak Dini Kur'an Dili_, Maide 44-50, Bakara 256, Bakara 208 tefsirleri.