Agırî

Maddeyi eksiklikten tamamlamaya sevk eden şey nedir?
Maddeyi noksandan kemâl'e sevkeden şey nedir? Dağınık unsurlarda, bu kuvvetin varlığını düşünmek dimağın unsurlarının bir yere gelip dimağı vücuda getirmeden meden evvel, dimağda tecelli edecek idraki onun ayrı ay-rı parçalarında tahayyül etmek gibi bir tuhaflığı kapsar. Bu kuvveti maddenin mahiyeti icabı olarak farzetmek onu kuvvetlilikten çıkarıp madde gibi aciz derekesine in-dirmekle kendi üstünde haricî bir kuvvete muhtaç kılar. Maddedeki değişmelerin behemehal bir dış kuvvetin ted. biri eseri olduğunu teslim etmek zaruridir. Çünkü madde kendi kendisini, noksandan kemâle sevkedemez. Noksan olan basit oisimdeki noksanlık, tam bileşik cisimdeki ke-malin tecellisine yeter sebeb olamaz. O kemâli meydana getirecek sebeblərin hazırlanması, noksan cisim kabiliyeti sahası dışında olmak gerekir. Yalnız tabiat eşyadaki geliş-me istidadı ve maddedeki kemälin dış tesirden uzak kal-masını icabettirmez. Bir saatın makinasını vücûda getiren madenî parçala-rında o makinayı vücûda gətirecek istidad ne ise elemant-lerin atomlarında mükemmel terkip «Comlexité supréme> hasıl edecek istidad da odur. Meselâ demirin, bir dış etke-nin tertibi olmaksızın bir milyon sene kalsa, saat haline gelmesi mümkün olmadığı gibi unsurların atomları da, bir mükemmel terkip hasıl edecek dış kuvvetin tedbir ve tasarrufu olmadan kendi kendisini mükemmelleşmeğe sev-- kedip mükemmel bileşik cisimler meydana getiremez. Çünkü onlarda câri olan kanun, karşılıklı çekme ve itme gibi basit bir kanundan ibarettir. Madem ki cansız unsurlar derekesinden idrak derece-sine kadar yükseliyor, onu o derekeden bu dereceye yük-seltmek için, idrak ve şûur hasıl olmasını gerektiren bir terkibe ulaştıracak haricî bir kuvvet lâzım, o kuvvetin kendi zatında tecalli eden kemâlin varlığı için, başka bir kuvvete ihtiyacı
Felsefe
Agırî
Paylaştığınız metin, kelâm ve felsefe ilminde "Hudûs delili" ve "İmkân delili" olarak bilinen, evrenin ve varlıkların bir başlangıcı (ilk muharrik/yaratan) olması gerektiğini savunan çok güçlü bir akıl yürütmedir.Metnin ana fikrini ve mantıksal zincirini şu şekilde özetleyebiliriz:Teselsülün İmkânsızlığı: Varlıkların var oluşunu başka bir varlığa, onu da bir başkasına bağlayıp bu zinciri sonsuza kadar uzatmak mantıksal olarak imkânsızdır.İlk Muharrik (Başlangıç): Sayıların var olabilmesi için nasıl "Bir" sayısına ihtiyaç varsa, evrendeki varlıkların da meydana gelebilmesi için kendisi var olmak için başka bir şeye muhtaç olmayan ilk ve zarurî bir varlığa (Allah'a) ihtiyaç vardır.Maddenin Özü Argümanı: Düzen ve kudreti "maddenin kendi özü" ile açıklamak yetersizdir. Çünkü madde akılsız ve şuursuzdur; bu durumda madde de kendisini düzenleyecek başka bir güce muhtaç olurdu ve aynı mantıksız döngüye (teselsüle) geri dönülürdü.Felsefe ve kelâm tarihinde bu tür varlık delilleri özellikle İbn-i Sina (İmkân delili) ve Kelâmcılar (Hudûs delili) tarafından detaylıca işlenmiştir.
Reklam
Maddeyi eksiklikten tamamlamaya sevk eden şey nedir?
Maddeyi noksandan kemâl'e sevkeden şey nedir? Dağınık unsurlarda, bu kuvvetin varlığını düşünmek dimağın unsurlarının bir yere gelip dimağı vücuda getirmeden meden evvel, dimağda tecelli edecek idraki onun ayrı ay-rı parçalarında tahayyül etmek gibi bir tuhaflığı kapsar. Bu kuvveti maddenin mahiyeti icabı olarak farzetmek onu kuvvetlilikten çıkarıp madde gibi aciz derekesine in-dirmekle kendi üstünde haricî bir kuvvete muhtaç kılar. Maddedeki değişmelerin behemehal bir dış kuvvetin ted. biri eseri olduğunu teslim etmek zaruridir. Çünkü madde kendi kendisini, noksandan kemâle sevkedemez. Noksan olan basit oisimdeki noksanlık, tam bileşik cisimdeki ke-malin tecellisine yeter sebeb olamaz. O kemâli meydana getirecek sebeblərin hazırlanması, noksan cisim kabiliyeti sahası dışında olmak gerekir. Yalnız tabiat eşyadaki geliş-me istidadı ve maddedeki kemälin dış tesirden uzak kal-masını icabettirmez. Bir saatın makinasını vücûda getiren madenî parçala-rında o makinayı vücûda gətirecek istidad ne ise elemant-lerin atomlarında mükemmel terkip «Comlexité supréme> hasıl edecek istidad da odur. Meselâ demirin, bir dış etke-nin tertibi olmaksızın bir milyon sene kalsa, saat haline gelmesi mümkün olmadığı gibi unsurların atomları da, bir mükemmel terkip hasıl edecek dış kuvvetin tedbir ve tasarrufu olmadan kendi kendisini mükemmelleşmeğe sev-- kedip mükemmel bileşik cisimler meydana getiremez. Çünkü onlarda câri olan kanun, karşılıklı çekme ve itme gibi basit bir kanundan ibarettir. Madem ki cansız unsurlar derekesinden idrak derece-sine kadar yükseliyor, onu o derekeden bu dereceye yük-seltmek için, idrak ve şûur hasıl olmasını gerektiren bir terkibe ulaştıracak haricî bir kuvvet lâzım, o kuvvetin kendi zatında tecalli eden kemâlin varlığı için, başka bir kuvvete ihtiyacı
Felsefe
Agırî
Paylaştığınız metin, madde ve kuvvet ilişkisini ele alan felsefi ve teolojik bir argüman sunuyor. Metin, cansız ve bilinçsiz maddenin kendi kendine "idrak ve şuur" düzeyine ulaşamayacağını, bu kusurlu yapıyı mükemmel bir düzene (kemâle) ulaştırmak için mutlaka dışsal ve üstün bir kuvvete ihtiyaç olduğunu savunmaktadır. Metnin felsefi yapısı: Maddenin Acziyeti: Maddenin kendi başına gelişme iradesi yoktur; noksan bir yapı, daha üstün ve kompleks bir yapı olan şuuru (idraki) kendi kendine üretemez.Saat Analojisi: Nasıl ki saatin parçaları bir araya gelmek için haricî bir ustaya (dış kuvvete) ihtiyaç duyuyorsa, atomlar ve cansız unsurlar da dış bir müdahale olmadan kendiliğinden bilinçli yapılara dönüşemez.Eksik Cümlenin Tamamlanması: "Çünkü başka bir kuvvete ihtiyacı olmak, mutlak kemâle sahip olmasına..." kısmı felsefi mantık gereği "engel olur" veya "mani teşkil eder" şeklinde tamamlanmalıdır. Zira her şeye kadir olan ve kâinata şekil veren asıl kuvvetin, kendi varlığı için başka bir güce veya sebebe ihtiyacı olamaz; eğer olsaydı o güç mutlak olmaktan çıkardı.Metnin içeriği, teolojik felsefedeki "Gaye ve Nizam Delili" (Teleolojik Argüman) ile birebir örtüşmektedir.Bu kavramsal tartışmayı daha derinlemesine incelemek ister misiniz? Aşağıdakilerden hangisi ilginizi çeker?Metindeki determinizm ve yaratılış eksenli tartışmanın felsefi kökenleri.Risale-i Nur Külliyatı gibi İslâm felsefesi kaynaklarındaki benzer makine analojileri (Mesnevi-i Nuriye, Sözler vb.).Metnin ana fikrini oluşturan "Kemâl" kavramının kelâm ilminde incelenmesi
Maddeyi eksiklikten tamamlamaya sevk eden şey nedir?
Maddeyi noksandan kemâl'e sevkeden şey nedir? Dağınık unsurlarda, bu kuvvetin varlığını düşünmek dimağın unsurlarının bir yere gelip dimağı vücuda getirmeden meden evvel, dimağda tecelli edecek idraki onun ayrı ay-rı parçalarında tahayyül etmek gibi bir tuhaflığı kapsar. Bu kuvveti maddenin mahiyeti icabı olarak farzetmek onu kuvvetlilikten çıkarıp madde gibi aciz derekesine in-dirmekle kendi üstünde haricî bir kuvvete muhtaç kılar. Maddedeki değişmelerin behemehal bir dış kuvvetin ted. biri eseri olduğunu teslim etmek zaruridir. Çünkü madde kendi kendisini, noksandan kemâle sevkedemez. Noksan olan basit oisimdeki noksanlık, tam bileşik cisimdeki ke-malin tecellisine yeter sebeb olamaz. O kemâli meydana getirecek sebeblərin hazırlanması, noksan cisim kabiliyeti sahası dışında olmak gerekir. Yalnız tabiat eşyadaki geliş-me istidadı ve maddedeki kemälin dış tesirden uzak kal-masını icabettirmez. Bir saatın makinasını vücûda getiren madenî parçala-rında o makinayı vücûda gətirecek istidad ne ise elemant-lerin atomlarında mükemmel terkip «Comlexité supréme> hasıl edecek istidad da odur. Meselâ demirin, bir dış etke-nin tertibi olmaksızın bir milyon sene kalsa, saat haline gelmesi mümkün olmadığı gibi unsurların atomları da, bir mükemmel terkip hasıl edecek dış kuvvetin tedbir ve tasarrufu olmadan kendi kendisini mükemmelleşmeğe sev-- kedip mükemmel bileşik cisimler meydana getiremez. Çünkü onlarda câri olan kanun, karşılıklı çekme ve itme gibi basit bir kanundan ibarettir. Madem ki cansız unsurlar derekesinden idrak derece-sine kadar yükseliyor, onu o derekeden bu dereceye yük-seltmek için, idrak ve şûur hasıl olmasını gerektiren bir terkibe ulaştıracak haricî bir kuvvet lâzım, o kuvvetin kendi zatında tecalli eden kemâlin varlığı için, başka bir kuvvete ihtiyacı
Felsefe
Agırî
Maddeyi noksandan mükemmelliğe (kemâl'e) sevk eden şey; tesadüf ve kör kuvvetler değil, her şeyi bir nizam ve hikmetle tanzim eden İlâhî İrade ve Kudrettir.Kâinattaki dağınık unsurlar ve atomlar kendi hallerine bırakılsaydı, şuursuz ve düzensiz kalırlardı. Bu unsurların bir araya gelip inanılmaz bir sanat ve nizamla donatılmış kusursuz bir "dimağ" (beyin) veya canlı bir organizma vücuda getirmesi, şu üç mantıksal seçenekten biriyle açıklanabilir:Bütün unsurların kendi kendine toplanması: Her bir cansız ve şuursuz atomun, kendi kendine karar verip diğerleriyle tam uyum içinde çalışması ve ortaya "dimağ" gibi harika bir mekanizma çıkarması imkânsızdır.Sebeplerin kendi kendine yapması: Unsurların yapıtaşı olan cansız elementlerin birleşip eser oluşturması için, elementlerin kendilerinin ilim ve irade sahibi olması gerekir; bu da akla aykırıdır.İlâhî Sanatkâr (Sâni-i Hakîm): Kâinatı yöneten ve maddelere şekil veren sonsuz bir ilim sahibinin, bu dağınık unsurları birleştirip "kemâl" noktasına ulaştırmasıdır.Bu hakikat, Risale-i Nur Külliyatı'nda (Örn: Asâ-yı Mûsâ) geçen bir mantık örgüsüdür. Dağınık ve şuursuz zerrelerin birleşerek hayat sahibi şuurlu bir beyin (dimağ) meydana getirmesi, ancak her şeye gücü yeten Yaratıcı'nın kudreti ve tasarrufu ile mümkündür.
Özü sözü bir olmak
Mümin, doğru ve güzel cümlelerin sözcüsü, iyiliğin öncüsü ve temsilcisidir. Mümin, özü sözü bir olan insandır. Kendi-sine duyulan güveni boşa çıkarmayan güvenilir kişidir. İyiliği emretmek kötülükten sakındırmak mümince bir duyarlılıktır. Bir mümin, haksızlık karşısında susamaz. Kötū-lüğe asla göz yumamaz. → Bir toplumda iyiliğin, adaletin ve huzurun hâkim olması, kötülüğün son bulması için gayret edenler o toplumun en hayırlılarıdırlar. - Dünya ve ahiret mutluluğuna erişebilmek için en az kötüler kadar, iyilerin de hakkı söyleyecek, yanlışa dur diyecek cesa-reti olması lazımdır. lyi olmak yetmez, başkalarının iyiliği için de çalışmak gerekir. Ahlaki değerlerin yitirildiği ve dejenerasyonun arttığı bir toplumda yararlı işler yapmak ve iyi insan olmak kadar toplumun düzelmesi için gayret eden muslihlerden de olmak gerekir. Başkalarına iyiliği emrettiği halde kendini unutanların mahşerdeki hâlinden herkes endişe etmeli ve nefsini muha-sebe etmelidir. Zira yapmayacağı şeyleri söylemek Allah katında büyük bir azabı gerektirir.
Din
Agırî
Çok haklısınız; günümüz dünyasında salt bireysel olarak "iyi kalmak" yeterli olamayabiliyor. Yozlaşmanın ve ahlaki erozyonun arttığı dönemlerde, Kur'an-ı Kerim'deki "muslih" (ıslah edici, düzeltici) kavramına vurgu yapmanız çok değerli. Sadece iyiliği temsil etmek değil, aktif olarak iyiliğin yayılmasına ve kötülüğün önlenmesine gayret etmek toplumsal bir sorumluluktur.Bahsettiğiniz, iyiliği başkasına öğütleyip kendini unutanların (emr-i bil'maruf yapıp nefsini ihmal edenlerin) durumu ise dini literatürde oldukça hassas bir konudur. Kur'an-ı Kerim'de Saff Suresi 2-3. ayetlerde belirtildiği üzere, "Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir gazaba sebep olur." Bu nedenle, başkalarına rehberlik ederken aynı zamanda kendi nefsimizi hesaba çekmek (nefs muhasebesi), samimiyetin ve ihlasın en temel göstergesidir.
Özü sözü bir olmak
Mümin, doğru ve güzel cümlelerin sözcüsü, iyiliğin öncüsü ve temsilcisidir. Mümin, özü sözü bir olan insandır. Kendi-sine duyulan güveni boşa çıkarmayan güvenilir kişidir. İyiliği emretmek kötülükten sakındırmak mümince bir duyarlılıktır. Bir mümin, haksızlık karşısında susamaz. Kötū-lüğe asla göz yumamaz. → Bir toplumda iyiliğin, adaletin ve huzurun hâkim olması, kötülüğün son bulması için gayret edenler o toplumun en hayırlılarıdırlar. - Dünya ve ahiret mutluluğuna erişebilmek için en az kötüler kadar, iyilerin de hakkı söyleyecek, yanlışa dur diyecek cesa-reti olması lazımdır. lyi olmak yetmez, başkalarının iyiliği için de çalışmak gerekir. Ahlaki değerlerin yitirildiği ve dejenerasyonun arttığı bir toplumda yararlı işler yapmak ve iyi insan olmak kadar toplumun düzelmesi için gayret eden muslihlerden de olmak gerekir. Başkalarına iyiliği emrettiği halde kendini unutanların mahşerdeki hâlinden herkes endişe etmeli ve nefsini muha-sebe etmelidir. Zira yapmayacağı şeyleri söylemek Allah katında büyük bir azabı gerektirir.
Din
Agırî
paylaştığınız bu kıymetli metin, adaletin, güvenin ve cesaretin bir toplumun inşasındaki temel taşlarını çok güzel özetliyor. İyiliği savunmak ve kötülük karşısında susmamak, hem dünyevi huzurun hem de uhrevi kurtuluşun anahtarıdır.