80 sayfaya sığdırılan 24 saat benim için bir ömür gibiydi. İçinde o kadar çok his barındırıyordu ki. Acıma, aşk, hırs, şehvet... Her duygudan bir tutam katılmıştı. İşin ilginç tarafı o kadar çok duygu tattırmış olmasına rağmen insanı yormamasıydı. Gayet akıcı, sade bir dille yazılan kitap nasıl oluyor da bir insanın hislerini özellikle bir kadının hislerini bu kadar etkileyici anlatabiliyor anlamak güç. Özellikle yazan bir erkekse. Bu sebeple Stefan Zweig'e hayranlığım arttı. Betimlemesinin en iyi olduğu ve size dünyasının kapılarını aralayan en iyi kitaplardan biri. Bir şeye bağlanmanın, insanı nasıl yok edip, robotlaştırdığını en gerçekçi biçimde gözler önüne sermiş. Sonunun mutlu bitmesini isterdim. Aşkı anlatan pembe dizi vari kitaplardan çok ayrı benim için.