Zamyatin’in “Biz”i, Wells’in “ Zaman Makinesi”, Orwell’in 1984’ ile beraber Cesur Yeni Dünya en bilindik distopik eserden biri kabul edilir.
Peki distopya nedir ?
Anti ütopya ya da ters ütopya olarak da adlandırılan distopya Yunanca “dys” kötü, beğenilmeyen sözcüğünden türemiştir. Yani ütopya beklenen, hayali kurulan dünyayı temsil ediyorken distopya kötü, korkunç dünyanın temsilidir. Ütopyalardaki demokrasi burda yerini totoliter rejime bırakır. Bireyin mutluluğu değil; devletin istikrarı önemlidir. Bireyler uyuşuk, tekdüze ve sıkıcıdır.
1929’daki global ekonomik kriz ve savaş atmosferinin bireylerde yarattığı gelecek korkusu, Huxley’in bu belirsiz dünyayı kurmasını kolaylaştırmış olacak.
Tüplerde büyütülen embriyolar, duygusuz ve günübirlik ilişkiler, çılgın bir tüketim içine düşmüş insanlar ve anneliğin müstehcen bir terim olarak ortaya çıktığı bu dünya, Victoria döneminin de eleştirisini içeriyor. Kraliçe Victoria dönemi İngiltere’nin aşırı muhafazakar dönemidir çünkü . Bu dönem kadınların temel görevi doğurmak ve iyi bir anne olabilmektir. Cesur Yeni Dünya’da ise anne olmak, doğurmak yüz kızartıcı bir olay olarak görülmekte.
Pavlov’un deneyinde;
Köpek zille koşullandırılır, salya akıtır ve ödüle ulaşır. Cesur Yeni Dünya bunu kitaplara, fikirlere ve botaniğe karşı uyguluyor. kitaba ulaşan bebekler elektro şok ve siren sesleriyle irkildiğinden kitaplara karşı “içgüdüsel” bir nefret besleyerek büyüyorlar.
Yargılayan, arzulayan, karar veren bir
Her distopik kitabın, düzene kafa tutan bir Tatar Ramazan’ı elbette var. Düzenin ona dayattilarıni sorgulayan, yargılayan ve şartlandırılmış bir özgürlüktense kendi özgürlüğünü bulmaya çalışan kahramanımızin bu kez vahşi John olacak.
Peki cesur yeni dünyanın tam bir distopya olduğunu söylemek mümkün mü ?
Bireyin var